
Sıcak bir bahar günü.Montlar dolaplara tıkılmış,desenli rengarenk t-shirtler üstündeydi herkesin.Doğayla yarışılıyordu adeta renkler konusunda.Ruhum bu değişime direnemiyor elbette,o da uyum sağlıyordu doğaya.Gardırobumu karıştırdıktan sonra nihayetinde o çok sevdiğim papatyalı t-shirtümü buldum ve üstüme geçirdiğim gibi dışarılara vurdum kendimi.’Bahar geldi yenilen bakalım ruhum gönlünce ,siyahlara bürünmüş dekorunu değiştir bakalım yavaştan diye fısıldıyordum kendimi ayaklarımın akışına bırakırken.
Bir yerlere gidiyordum ama nerde olduğumun bilincinde değildim pek.Kuşların cıvıltılarıyla,dükkanlardan yükselen yazın hit olmaya aday şarkıları eşliğinde gidiyordum oraya buraya.Yenilenmiş vitrinlere bakıyor sanki hepsi benimmişçesine seviniyordum.Diyorum ya o gün güzeldi her şeye rağmen.Gelirlerdi arada bana bu esintiler.Geldikleri gibi de giderlerdi ama olsundu.’Bugün bahar neşe doluyor insan’ sloganıyla baya dolaşmış ve yorgun düşmemiştim.(Nooldu?Tersini bekliyordun dimi:))Eve dönüş yolunda,alnımın ortasına şap diye düşen yağmur damlasını da görünce asıl macera şimdi başlıyor dedim yağmurun özgürlük kokan mis gibi havasını içime çekerek.Oh,ne güzel daha da yağsın da ıslanayım inşallah diye kendi kendime eğleniyordum(Çocukluk modu-yağmur yağcak da su birikintisinin üstüne hödö hödö diye atlayıp sevinecekti ablasıJ)Yağmur hızlandıkça ben adımlarımı yavaşlatıyordum ve kafamdan süzülen damlacıkların tadını çıkarıyordum.Bir ara gözlerim etrafımdaki kaçışan insanlara takıldı.Pis pis güldüm hepsine.’Heeey gidi insanoğlu heey’ dedim.’O kadar üstünlük kurmaya çalış bu doğaya sonra onun bir damlasından kaçacak delik ara dur kendine.Kaçın bakalım kaçıınnn..’ Böyle söylene söylene giderken bizim fırının önündeki kalabalık bir grup dikkatimi çekti.Daha net görebilmek için her tarafından su süzülen kahkulümü kaldırdım.Görünen oydu ki fırıncımız taş fırın ekmeklerini taze taze çıkarıp görücüye sunmuştu yine.Ekmeğin kokusunu almış insanlar, ciğer kokusu almış kediler gibi mırıldanıyorlardı fırının önünde .Her biri ellerinde poşetler nimetten pay almaya çalışıyordu.Teyzenin biri doldurmuştu poşetini bir sürü ekmekle.Yanındaki torunu olsa gerek ‘bana da bana da’ diye yapışıyordu kadının eteğine.Kalabalığı gören, sokaktan geçenler de aralara dalıyordu ellerinde poşetlerle.Onların bu hevesi, bu iştahı benim de şu mübarek fırından sıcacık bir simit alasımı getirdi.Dükkanın önünde kalabalıktan uzak bir köşe buldum kendime.Simit için gerekli bozuk parayı çantamın derinliklerinde aramaya koyuldum.(ne zaman gerekse zor bulunuyor şu meretler)Son bozuk param olan 50 kuruşun izindeydim şimdi.Kurcala kurcala elbet bulacaktım sonunda çok pis hırs yapmıştım.Bir elim çantanın derinliklerinde,gözlerimse hala eksilmeyen kalabalıktaydı.Tam o sırada yaşlı bir çift yaklaştı dükkana doğru.Tonton bir amca elinde tespihini çevirirken dolaşmaktan yorgun düşmüş gibi gözüken teyzeye dönerek:
‘Ya hanım dur biz de alalım şu taze ekmeklerden.Gözüm çok çekti.’ dedi.Bu diyaloga şahit olan ben,uzun uğraşlar sonucu paramı bulmuş ve simidime kavuşmuştum.Son noktayı elindeki bordo tezbihini hala sallamakta olan ton ton amca koymuştu.’Gözün çekti mi bir şeyi alacaktın:):)’
2 yorum:
çok güzel bir günmüş, kanım acıktı be ayrıca bir de "Yenilenmiş vitrinlere bakıyor sanki hepsi benimmişçesine seviniyordum." çok güzel bir tespit yaw, bende de var bu olay, ilginçtir.
hehe doğrudur:)
Yorum Gönder