30 Eylül 2008

günün kırıntısı



Sakın gelme sözlerim kayıp
Ayıp ediyorum kendime
Bir sızı var içimde
Ölesim tuttu
Yaşıyorum gürül gürül kaç gündür
Uyku tutmuyor sakın gelme

Sakın gelme hazır değilim
Deliyim kaç gündür
Lodosum tuttu
Poyrazım soğuk

Sakın gelme dönesim yok
Çok uzaktayım çok
Bir şarkı var aklımda
Söylemesi ayıp
Sözleri kayıp
Kaç zamandır dilimde
Sakın söyleme!


teşekkürler mfö

♫ Aşk meşk mevsim hazan ♫


Artık insanların aşk,meşk vs gibi saçmalıklarını dinlemekten,şahitlik etmekten sıkıldım.Hayır,kıskançlık olarak algılanmasın bu.Sadece aşk denilen bu hayalin insanlar tarafından ayaklar altına alınıp rutinleştirilmesi benim canımı sıkan.Çünkü aşk hep soyuttur ve bu sebeple kimse tannımlayamaz onu.Yok onun çıkma teklifi yok bunun şu kızı yandan kesişi vs si umrumda bile değil.Aşk insanlara sunulanlardan birini seçmesi olayı değil.Aşk zaman,mekan ve rütbe tanımaz,tanıyamaz.İnsan kurmacası üstüne de yaşanamaz.Hergün çiğnenen sakız gibi ağızda gevelenemez.Bugün o, yarın öbürü olsun olamaz.Aşk,şairlere şiir yazdıran,bestecilere ilham veren,romanlara konu olan tamamen soyut bir şey.Diyeceğim o ki onu hiç bir zaman ispatlayamayacağız ve her soyut sözcük gibi kafamızda şekillenmekten öteye gidemeyecek.Sonuçta bize görünen her yüzün 'o' olup olmadığını nerden bilebiliriz ki?Şeytan da her yüze bürünmüyor mu sinsice?Aşk sadece dinlediğimiz şarkının sözü,izlediğimiz filmin senaryosu olarak kalacak.Onun bunun canım cicimleriyle pofpoflamalarıyla el ele tutuşmalarıyla ya da parmağa takılan kağıttan yüzükle göstermeyecek kendini.Hoş bir beyin illuzyonu olarak yaşayacak bizimle.Ta ki ..?

29 Eylül 2008

Bazen kendimi..


Bazen kendimi

Nemo gibi kayıp ve amaçsız hissediyorum
Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar kadar yalnız hissediyorum
Stadyum kadar kalabalık hissediyorum
Sıkıcı bir roman gibi hissediyorum
Okyanus dalgaları kadar asi hissediyorum
Edgar Allan Poe kadar karanlık ve kasvetli hissediyorum
Gökyüzünde dolanan kuşlar gibi özgür hissediyorum
Kafese konulmuş muhabbet kuşu kadar kıstırılmış hissediyorum
Çiçek gibi rengârenk yaşam dolu hissediyorum
Ayaklar altında ezilen çimen gibi hissediyorum
Her türlü maceraya atılabilecek kaşifler gibi hissediyorum
Yeni doğmuş güneş gibi taze ve diri hissediyorum
Bir filozof kadar düşünceli hissediyorum
Hiç kimsenin olmadığı kadar akıllı hissediyorum
Bir aristokrat kadar asil hissediyorum
Sıkılmış portakal kadar sıkılmış hissediyorum
Bir şarkı kadar hareketli hissediyorum
Rüzgâr kadar sürükleyici hissediyorum
Deli gibi mantıksız hissediyorum
Makara misali başladığım yere döner gibi hissediyorum
Tahterevalli kadar bir aşağı bir yukarı hissediyorum
Dağ keçileri kadar inatçı hissediyorum
Pollyanna gibi mutlu hissediyorum
Her şeye nokta koyacak kadar cesur hissediyorum(.)

23 Eylül 2008

günün kırıntısı




I cry
Like god cries the rain
And I'm just one step away
From the end of today


:(((

21 Eylül 2008

Somewhere over the rainbow


Şu sıralarda tv de çok dönmekte olan fishcard reklamına takmış durumdayım.Ne zaman bir kanalda bulsam sonunda kadar izliyorum.Bir kart reklamı olmasının o an peki önemi yok gibi.İlk izlediğimde 'En son ne zaman hayal kurduğunu hatırlıyor musunuz?' diye başlayıp beni nasıl da dünyamdan alıp uzaklara götürebildiler öyle? Etrafımdakilerin çoğu benle hemfikir.Çoğunun gözlerini uzaklara daldı reklamı izlerken. Anlattılarında kendi kaybolmuş hayallerimizi bulduğumuz için bu kadar çok sevdik belki de

hani bir zamanlar dünyayı gezme fikriniz vardı
adını bile bilmediğiniz bir ülkede evlenecektiniz
hani motorsiklet alacaktınız
kimsenin çözemediği o denklemi siz çözecektiniz
binlerce insana şarkı söyleyecektiniz
siz dünyayı değiştirecektiniz
bir köpeğiniz olacaktı sizin
ama yok galiba
sahi ne zaman vazgeçtiniz köpeğinizden?
Hayallerinizden ne zaman vazgeçtiniz?

dip not :hayallerimiz bir kartla elde edilemeyecek kadar kutsal ama yine de onları bize hatırlattıkları için teşekkürlerimizi sunarız

15 Eylül 2008

Şarkıların sevdiğim yerleri

Şimdilik bu şarkılara sarmış durumdayım.Daha nelere sarcam nelere.Durun siz durun

Van Morrison - Brown Eyed Girl.Şarkı da abimiizin şalala şalalala ettiği bölüme hastayım acaip bir hayat enerjisi taşıyor.Yorgun günün ardından rahatlatır,neşelendirir.

Chris Isaac - Life Will Go On . şarkıya ismini veren life will go on kısmı insanı kendinden geçiriyor. Hayal kırıklıklarını, geçmiş özlemlerini kenara itip insan hayatın gerçekten de yaşamaya değdiğine ve devam edeceğine acaip inandırıyor Chris Isaac

Elvis Presley - It's Now Or Never. when i first saw you with your smile so tender my heart was captured, my soul surrendered kısmı beni benden alıyor yahu. Bana Elvis edasında bunları söyleyecek biriyle evlencem yoksa yok (bkz:yine büyük konuştu)

Maroon 5-This love Adam Levine ın sesinini çok seviyorum böyle içi gıcıklayan bir tarzı var. This love şarkısında da cause I wont say goodbye anymoooore kısmını seviyorum.Niye seviyorum ben de bilmiyorum.

Amy McDonald - This Is The Life yeni keşiflerimden. Şarkı da solist in where you gonna sleep toniight diye uzatarak söylediği yeri çok seviyorum.Sevgiliye içten içe bir bela okuma durumu var gibi.(Nerde uyucan lan allan belası taş ol işalla ama ne olursan ol yine gel vs :) eğlenceli şarkı

Enrique Iglesias - Rythm divine.Enrique kişisi aslında sehsü olmak adına ağlak bi sesle icra etmekte şarkılarını.Yine de Latin musikisine sevgimden dolayı dinlemişliğim vardır kendisini.Özellikle bu şarkısını dinlerken insan kendini sahilde yakamoz,ay ışığı,ateş vs gibi çevresel faktörlerin ortasında hissediyor. . all I need is to look in your eyes,vıva la musıca, say you'll be mine’ kısmı en sevdiğim yer. Enrique ye göre çok iddalı bir söz.’Ahan bak buraya yazıyorum kadınım olcaksın o kadarrr (delikadir edaları :)bkz:dağıtırm burayı)

Chris de Burgh - When I think of you.Bu şarkıyı aşıkken dinlemeniz taviyedir.Çünkü şarkı aşık olma durumunda başa gelenleri anlatmaktadır.Benim bu şarkıyı sevmem aşık olduğum manasına gelmez(bkz:içiniz fesat nan sizin :@)Yine de bu neşeye ortak oluup when i think of youuuuuu kısmına eşlik edesim geliyor.Hayat güzel ama ya :)

13 Eylül 2008

!!!!!!



Her tıkladığım sitede bu yazıyla karşılaşmaktan feci derecede sıkıldım.Tıpkı bir virüs gibi her gün bir siteyi sarıyor.Şimdiki durağı ise imeem.com.Birileri bu olaylara bir son verse hiç fena olmayacak.Bu ne yahu !

5 Eylül 2008

josh groban


ne dinlenesi bir adamdır josh groban yağan yağmurda,sessiz bol yıldızlı gecelerde,insan kendine terkedildiğinde..



4 Eylül 2008

North&South

Bir kaç gündür okuduğum North and South sonunda bitti.Bir İngiliz klasiği olması sebebiyle kurgu diğer klasikler gibiydi.Fakat ayrılan yönleri de vardı elbet.Bir aşk hikayesi örüntüsü içinde, 19.yy da sanayinin gelmesiyle birlikte meydana gelen toplumsal değişimleri,eski yeni çatışmasını akıcı bir dille okuyucuya sunmuş Elizabeth Gaskell.Bu yüzden keyifle okudum kitabı.Karakterler asi ve gururlu.Hiç biri diğeri için boyun eğmiyor acı verdiğini bile bile.Romanın bazı yerlerinde insan karakterle bir bütün haline geliyor.(Özellikle Margaret Hale in olaylar karşısında tutumunu kendime benzettim.)Google dan kitapla ilgili bilgiler toplamak için arama yaptığımda gördüm ki her romanda olduğu gibi bu da televizyona uyarlanmış ve BBC'de dizi şeklinde yayınlanmış.Videoları incelediğimde seçilen karakterlerin gerçekten de kitapta tasvir edildiği gibi olduğunu görünce daha bir sevindim.En kısa zamanda izleyeceğim diziyi(youtube da bölüm bölüm vermişler iyi olmuş.)Bu sayede hem okuduğum kitabı pekiştirmiş hem de kafamda canlandırdığım karakterlerin televizyondaki yansımasına şahitlik etmiş olurum.Kitapta dikkat çekici bir çok dialog vardı.Ancak beni en çok etkileyen,Mr. Thornton ın Margaret'in Milton'dan ayrılmak üzere vedalaşmaya geldiğinde kendisiyle yaptığı mücadeleydi.(bkz:spoiler)

....spoiler....

At the remembrance of her taunting words his brow grew stern, though his heart beat thick with longing love .'No' said he, I put it to the touch once and I lost it all.Let her go,-with her stony heart,and her beauty.



Bu da filmden kareler

1 Eylül 2008

Eskilerr

Her zaman nostaljiye dair güzel düşünceler beslemişimdir. Nedense içinde bulunduğum zaman dilimi o eskilerin verdiği hazzı bir türlü verememekte. Buna örnek teşkil eden birçok şey vardır elbet. Kimi eski modayı savunur, kimi eski gelenekleri, kimi eski kadınları kimi ise eski jönleri. Hepsinin ortak yönü muhtemelen bir sonraki kuşaklar tarafından imrenerek hatırlanmasıdır. Bazı insanlar milenyumun getirdiği birçok şeyi geçmişteki en ufak bir şeye bile değişmeyeceğini öne sürebilirler ama asıl gerçek şu ki geçmişteki çoğu şeyi kaybeden biz şu anda istesek bile geri getiremeyeceğimiz bir çok şeyi hasretle anıyoruz. Bu yüzden eski filmleri daha heyecanla izliyor, klasikleri daha büyük bir zevkle okuyoruz. Belki onların teknikleri şimdiki kadar gelişmiş değil, belki filmler hep aynı sonla bitiyor ya da romanlarda aşina olduğumuz konular ve farklı karakterlerle önümüze değişik kitaplar biçiminde sunuluyor; inanınki hiç biri nostalji hayranı için bu kadar önemli değil.(en azından benim umurumda değil).Aksini savunanlar elbet olacaktır ancak nostaljiyi bir çeşit romantizm saçmalığı olarak görenler ilk önce benimsedikleri 2000 li yaşam tarzından ne kadar memnun olduklarını ispatlasınlar. Bazı değerleri kendi içlerinde kurcaladıktan sonra geçmişe özlemin bir kez daha duyulacağı su götürmez bir gerçektir.Çünkü sanayi devriminden bu yana gelen ve 2000 lerde iyice hissizleşen bu yaşam stilinin bizlere çok şey getirip daha fazlasını götürdüğü aşikardır.

bunlar da eskilerden : clark gable & grace kelly ne asilllermiş yaf