29 Kasım 2008

uuy terledim haa!


Bu ara acaip ötesi bir meşguliyet içindeyim.Hani derler ya herşey üst üste geldi.İşte aynen o konumdayım.Bir haftadır p.tesi yapacağım sunum için uğraşıyorum.Hiç hazzetmiyorum şu işlerde ya ne yapabilirim.Pink hanım hazzetmiyor diye kimse müdahele etmez ki duruma.Kaderciyim bu yüzden sonuna kadar(şurda ne yazıyorsa o mentalitesi)Hadi pazartesi geçti diyelim, benim dertler biter mi, bitmez.Derya olmuş bir kere.Bu p.tesiden sonraki hafta malumunuz bayram tatili! Hoş nasıl kıvamlı bir tatil, tartışılır tarafımca.Bizim okul, tatilden hemen sonraki haftayı vize haftası ilan etmiş bulunmakta.Nasıl da sinsi sinsi planlıyorlar şu akademik takvimi hayret ediyorum doğrusu.Millet memleketinde blok tatil yapmasın, hatta hiç tatil yapmasın kırıp kıçını ders çalışsın diye koymuşlar bayram sonrası vizelerini.Hoş ben de İstanbula gidicem.Şimdi bir yanda kuzenler, bir yanda adım adım gezip tozmak varken hangi ara oturup da ders çalışabileceğim ki, hiç bilmiyorum.Zaten vizelerden sonraki hafta da başka bir sunumum baş gösteriyor. 1- ben bu sınavlara ne zaman çalışacağım yarabbem? 2- Zaten birinciler aldı başını gitti ikincilerin umut vermesi olasılığı yüzde kaçtır? 3- Bu ikinci sunuma hangi ara hazırlanacağım? 4- Vize haftası sınavlara çalışsam sunumu kim yapacak? 5- Sunum için uğraşsam sınavları nasıl kurtaracam? vs vs vs

Bu sorular kafamda türemiş olup,klavye tuşlarıyla birlikte somut bir görünüm kazanmıştır.Okuyucunun yapabileceği tek şey şunları okuyup,üzülüp bana aklı sağlığı ve acil şifalar dilemektir.

arz ederim

28 Kasım 2008

Şeker gibi


Sunum için video ararken denk geldim bu şarkıya.Çok güzel şeker gibi bir şey.İnsanın yorgunluğunu falan alıyor.Paylaşayım dedim :)


25 Kasım 2008

a love story :p

Bugün 2-3 saatlik ders arası sebebiyle napsam napsam diye düşündüm.Sonra dedim gideyim kütüphaneye bir iki sayfa bişiler okuyayım bare.Yoksa öldür öldür geçmeyecekti şu zaman dilimi.Yaklaşık iki üç saat boyunca orda takıldım.Uzun süre bişiler okuyunca kafam dağıldı .Kaldırdım şöle başımı bakayım kütüphane milleti ne alemde falan diye.İçimde tuhaf ötesi hisler oluştu o an.Sesslik,tozlu raflar,kitaplar ve bir sürü okursever insan.Dedim insan en güzel burda aşık olur ya.Böyle aynı kitaba uzansa eller sonra pardon deyip diğerine öncelik vermeye çalışılsa falan.Issız adam filminde de böyle bir sahne varmış galiba onun gibi işte(hala gidemedim şu filme pef)Hatun kız kafayı yedi demeyin valla.Millet barda diskoda kendilerine birilerini ayarlamaya çalışırken,ben tamamen masumane bir şekilde kütüphanede tanışmaktan bahsediyorum.Hayattaki tutkularımdan biri edebiyatsa hayatımın diğer tutkusu neden kütüphanede tanıştığım biri olmasın ki :)Zaten elinde kitap olan insanlara karşı acaip bir sempati beslerim tanısam da tanımasam da.Daha inandırıcı gelir bana mesela ne bileyim işte.Sanki hepsi böyle efendi insanlar..Çok okurlar, çok çalışırlar ..Boş işlerle uğraşmayacak kadar akıllıdırlar vs.Acaip bir karizma yüklerim onlara anında.Kütüphane gibi bir mekan da bunları düşünmek de ilginçtir halbuki.Dediğim gibi ya ben deliriyorum ya da sezen aksu bütün bunlara sebep,bilemiyeceğim.

24 Kasım 2008

♫ günün kırıntısı ♫

Havanın giderek soğumaya başladığı karanlık ve kasvetli bir kasım ayında ,yorucu bir günün ardından kendimi Johann Sebastian Bach'ın tınılarına teslim etmekten daha azametli daha huzur verici bir şey olabilir mi acep?

hiç sanmıyorum..

23 Kasım 2008

Katip Beeenim Ben katiiiibin El Ne Karışıııır

Madem işim gücüm yok dedim bari şu bitirdiğim kitabı bir analiz edeyim.Kitabın adı Katibim.Dışarı çıktığım bir gün öyle rastgele bulmuştum.İsimi size tabiki yabancı gelmeyecektir.Çünkü aynı isimle bir İstanbul türkümüz mevcuttur.İlkokulda okuma bayramlarının vazgeçilmezidir adeta.Kızların elinde süslü şemsiyeler,küçük beylerin başında fesler üüüüsküdaraa gider ikeen aldı da bir yağmur eşliğinde çeşitli neşeli figürler sergilenir.Okuduğum kitap da dillere pelesenk olan bu eğlenceli türkünün gerçek hikayesini anlatmakta(kitabın başında kişiler ve olaylar gerçektir diye yazıyor onun yalancısıyım) .Efenim baş kahramanlar tabiki Semih isimli katip ve Nazikeda isimli bir İstanbul soylusu.Semih Bey Üsküdar halkınca günümüz diliyle mühitin cillobu :D olarak nitelendirilen kara kaşlı kara gözlü boylu poslu bir beydir.Bu bey Gülfidan isimli bir hatunceğizle evlidir ve hatta bir tane de çocuğu vardır.Giyimiyle efendililiği ve güzelliğiyle herkesin dilinde olan bu adamın kötü huyuysa çapkınlığıdır.Üsküdar da gönlünü çalmadığı kadın yoktur.Şimdi diceksiniz ki anaaaam bu adam hani evliydi vay deyyus vay vs !Ama yıl 1800 ler.. yani bir kaç hatunlu haremlerin gayet normal karşılandığı zamanlar..Haliyle Gülfidan hanım da ses etmiyor kocasının çapkınlıklarına,mahallelinin dedikodusuna.Ossun diyor,ben beyime güvenirim hem o erkektir istediğini yapar, yeter ki beni ve kızımı ihmal etmesin!(amma da geniş gönüllü insanlarmış hea).Semih bey kısaca böyle bir şahsiyet işte.

Geldik Nazikeda hanımefendiye.Bu hatun 30 lu yaşlarında,başından iki evlilik geçmiş olan bir şahsiyettir.Birinci evliliğini babasını kırmamak için,ikinci evliliğini de annesini üzmemek için yapmıştır.(bu da acaip bir olgu he bi kere de kardeşi için evlenseymiş yazık hakkı kalmasın :D)Birinci kocası yaşlı başı herifin tekiymiş ama çok zenginmiş.Tabi allahın rahmetine kavuşunca bütün mal mülk hanlar hamamlar Nazikeda ya kalmıştır.İkinci kocası da öbür dünyayı boylamıştır.Genç ve güzel bir kadındır kendileri.Böyle bele kadar inen kumral saçlarmış efenim ne söliyim şöyle gür kirpikli mavi gözlü vs.Tabi onun da peşini bırakmıyor istanbul efendileri.Hem zengin,hem güzel bir kadını kim yalnız bırakır ki? Dimi yaff.Ne kadar teklifler gelse,ne kadar maniler dolu aşk mektupları(valla en çok bunları sevdim okurken nasıl güzel süslü cümleler aman yarap) alsa da kimsede gönlü yoktur.Zaten iki evliliğini hiç sevmediği adamlarla yapmıştır ve artık usanmıştır bu durumdan.Aşk lazım azizim aşk diye kendini harap etmiştir .Bir gün rüyasında güzel sesli bir adamın güzelce türkü yaktığını duyar(hayır katibim değil bu türkü).Sabah kalktığında çok etkilenir bu rüyadan.AAAAh ah der.Keşke rüyamdaki o adamı bulabilsem.Yüzünü görmedim ama o sesi beni kalbimden vurdu der.Aama neeerdee.Sadece bir rüyaydı bu diye kendini kahreder , hüzün dolar taşar.

Günün birinde güneşli bir havada canı sıkılır ve deniz kenarında kayıklarla gezi yapmaya karar verir.Tabiki tek başına gidemeyeceği için kayığı erkek yönetiminde 3-4 kişi daha doldurur.Bunlardan biri hizmetlisi Zülfikar,öbürü lalası Lüsiyen(aynen de böyle yazıyordu) ve teyzesi bilmem kim hanım.Şöyle salına salına giden kayıkta etrafını seyretmekte iken,birden rüyasında duuyduğu sesin aynısını duyar.Teyzesine bu sesin kimden geldiğini sorar.Teyzesi ona yanlarından geçmekte olan kayığı işaret eder.Tam o anda Nazikeda kayığın içindeki boylu poslu kara kaç göz olan Katibi görür ve hikaye ahanda böyle başlar.


Olayların bundan sonraki seyrini tahmin edebilirsiniz muhtemelen.Dul bir kadın ve evli bir adamın gayrimeşru aşkları.Şimdiki gibi zıvanadan çıkmış ilişkiler gibi değil elbet.O kadar mesafeli ve saygılı bakıyorlar bu olaya hayran kaldım.Bir çok engelle karşılaşıyorlar haliyle.Dedikodular çıkarıyor insanlar daha neler neler.O kadar şeye katlanıyorlarsa da kötü bitiyor hikayenin sonu ve Katibim türküsü doğuyor.(Neler olduğunu anlatmayacağım işte baane baane :D )Bu türkü her ne kadar içimizde oynama hisleri uyandırıyorsa da çok acılı bir aşkın nağmelerini taşıyor aslında.Artık her duyduğumda aklıma bu hüzünlü hikaye gelecek ve oynama hislerim körelecek malesef.


Semih in Nazikeda ya yazdığı mektuplardan birini paylaşayım bari :)


''Meleklerin meleği,


Bu bir kadına yazdığım ilk mektuptur.


Bunu öğrenmek veya duymak sizin için güç olmayacaktır.


Aşk bir defa doğar.


Onu yaşatmak sizin elinizdedir.


Semih..''

lürü lüürü lürü

Sıkıldım sıkıldım coşmak istiyoruuum yalın ayak yerlere basmak istiyorum şaba şaba laaap..Haftasonu nun son günü olan pazar günleri niçin hep böyle sıkıcı yaa.Havalar da buz kesti.Dışarı çıkmak istesem dolma gibi bin kat sarım sarım sarmalanmam lazım.Hüüüff sıkıntıya da gelemem hanii üst üste giyinmekten nefretle tiksinirim.Ev de dışarıya inatla acaip sıcak.Böyle mayış mayış,vıcık vıcık terayağına döndüm resmen.Odamdan salona uzanan uzun koridor da bir aşşağı bir yukarı gezinip duruyorum.Gören manyak sanıcak ama napiim ya :D tV bile sıkıcı pazar günleri.Ya magazin saçmalıkları var ya da kaçıranlar için tekrarlanan yurdum dizileri.Canım çekiyor gidip mutfağa en güzelinden bir mandalin yiyiyorum.Ama çıks ı ıh o da kesmiyor.Diyorum hadin bakalım bilgisayar ne alemde.Blogtan bloga gezinip neler var neler yok akip ediyorum.Sonra forum sitelerinin birkaçına bakıyorum,haber okuyorum.Açıklanan sınavım var mı diye üniv in sitesini arşınlıyorum.Msn açık ama hiç bir fonksiyonu yok.Kendi kendine takılıyor öyle bir köşede.Bir iki haftadır elimde olan kitabım da yeni bitti.Başka kitaba başlamak istiyorum ama ne okusam ki acep diye çelişkide kaldığım için şimdilik onu da yapamıyorum.

Afraaa tafraaa heef peef valla sevmiyorum ben şu pazarları :/

21 Kasım 2008

Happiness ?

Dün hand in my pocket ı dinlerken içimden bunları yazmak geldi ve yazdım da :)

Mutluluk dedikleri neydi acep
Uzun vadede planlanmış, dayalı döşeli programlar mıydı
Yoksa yolda giderken rastgeldiğin o güzel gün batımı mıydı

Mutluluk dedikleri neydi acep
Hırslarına karşılık yeni hırslar icat etmen miydi
Yoksa sabah uyandığında açık pencerenden içeri giren özgürlük havası mıydı

Mutluluk dedikleri neydi acep
Dün olduğu gibi bugün de avucunun içindekileri rüzgara kaptırmak mıydı
Yoksa bütün gün diline dolanan şarkının güftesi miydi

Mutluluk dedikleri neydi acep
Aynadaki çehrenin günden güne Dorian Gray e dönüşmesi miydi
Yoksa gün bitiminde evde seni bekleyen merhametli gözler miydi

Mutluluk dedikleri neydi acep
Çok düşünüp aramaya çalışma cevabı
Gözlerini kapat ve sadece hisset onu
En yakınında atmakta hâlâ kalbin

18 Kasım 2008

i ve become UNCOMFORTABLY numb..

i can't explain, you would not understand.this is not how i am...

Bu aralar düşüncelerimin akışında gelgitler yaşıyorum, çok karışığım .Aslında kelimelerle ifade etmesi bile gerçekten güç bu durumu.Yazmakla yazmamak arasında gidip geldim ama sonunda dayanamadım.Şarkıda bahsettiği gibi tamamen hissizleştim.Çevremdeki olaylara tepki veremiyorum artık.İnsanların konuşmasını duyamıyorum.Yüzümdeki gülümseme bile içimden gelerek değil.Neden böyleyim,niçin böyle bir çıkmazın içinde ruhum anlam veremiyorum.Kıştan,yağmurlu bulutlu hüzünlü havalardır buna sebep demek durumu açıklayabilme adına teselli veremiyor.Rutin ve sıkıcı bir hayat.Hergün birbirinin aynısı yolları arşınlamaktan,aynı maskeye bürünüp kendimi gereksiz rollerde görmekten sıkıldım.Dediğim gibi çoğu şey anlam yoksunu hayatımda.Kurcaladıkça daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor,beni daha çok bunaltıyor.Bunları hiçe sayarak,daha ziyade görmezden gelerek üstünü sıvayla kapamak,kendimi başka işlerle meşgul etmek de çözüm getirmiyor.Çözüm nedir ne değildir bunu bile bilmiyorum.Şu an bu itiraf yazısını nasıl tamamlayacağımı da bilemiyorum.Başta da dediğim gibi içimdekileri sözcüklere dökmekte zorlanıyorum.


sometimes, all of our thoughts are misgiven..diyor ve bitiriyorum

12 Kasım 2008

ölü ozanlar derneği

Edebiyat dersinde Ölü Ozanlar Derneğini izledik bugün.Daha önce kitabının ismini duyup,merak edip almıştım.Nedendir bilmiyorum ama 20-30 sayfada sıkılıp kenara bırakmıştım.Şimdi bir yerlerden bulup tekrar okumam gerektiğini düşünüyorum.Bir uyarlama örneği olan film 89 yapımı.Başrolde çok sevdiğim aktör Robin Williams.Nasıl daha önceden izlemediğimi düşünüp hayıflandım.Tek kelimeyle bir baş yapıt.İnsan kendinden çok şey buluyor.Mesela intahar eden çocuk kaçımızın içinde yaşıyor?Çoğumuz hayattan beklentilerimizi dizginleyip,ailelerimizin,toplumun bizden olmamızı istedikleri gibi davranmadık mı?Malesef,evet.Biz belki intahar etmedik fiili anlamda bir yokoluş geçirmedik ama içimizdeki 'bizi' öldürdük.Kimse bize sormadı,seçenek tanımadı isteklerimiz konusunda.
Filmde ne olursa olsun vazgeçmeyin mesajı veriliyor.Hayallerimizi hatırlatıyorlar tekrardan,onlar için mücadele vermenin şartlar ne olursa olsun her şeyden üstün olduğunu bize gösteriyorlar.Öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının,velilerin,öğrencilerin izleyip kendine bir pay çıkarması gereken bir film.Hâla izlemediyseniz kesinlikle daha çok vakit kaybetmeyin.
dipnot:filmden sonra r.e.m everybody hurts şarkısını dinlemek te makbüldür.(bkz:gaza getirici unsurlar)

11 Kasım 2008

BENcil bi insanın satır araları

Bencilim be hemi de sonuna kadar.Bildiğim gibi yaşarım, o şu veya bu öyle yaşadığı için değil.Kafam rahat,içim huzurlu.Kaprislere, oyunlara, aldatmacalara gelemem.Ya olduğun gibi görün benim için ya da göründüğün gibi ol.Sahte maskelere bürünmek gözlerini saklayamaz zaten.Herşeyi ele veren de gözlerin olduğu için çabalamak boşunadır.Süslü cümleler kurma bana.Az ama öz söyle.Bilmediğin bir şeyi biliyormuşsun gibi gözükme.Vallahi çok acındırık durur gözümde çırpınışların.Sonra azcık derin ol kurtul sığlıktan.Kafamı karıştır bazen, içinden çıkamadığım cümleler sarfet.Hayran bırak kendine felsefenle.Sade ol bir de.Ne biliyim kendinden çok üç kişiymişsin gibi davranma.Kendini beğendirme çabasına da girme.Ben insanların en çok doğal halini severim.Bazen derin düşüncelere dalışını severim mesela,bazen de bir olaya şaşırıp kalmasını.Yapmacıklık!Sakın sakın yanına bile yaklaşma.Dünyada en çok nefret ettiğim şeylerin başında gelir bu.Olmayan gerçekten hissedilmeyen bir şeyi aslı böyleymişçesine sunma önüme.Kızıyorsan gerçekten kız, seviyorsan gerçekten sev.Hatta içinden öyle geliyorsa küfür de et bağır çağır ama sakın oynama.Çok atılgan olma.Her şey de varımdır,böyleyimdir şöyleyimdir bak havamdan da geçilmez yahu gibi tavırlarla dolanma etrafımda.Valla hazzetmem.Dediğim gibi bencil bir insanım.Herkesi kendi normlarıma göre değerlendiririm.Napayım huyum kurusun işte.

Eğer bütün bu koşullara uygun olduğunu düşünüyorsan,böyle olmasan da çabalayabilecek kadar alçakgönüllüysen gel.Yoksa beni de kendini de oyalama.Hem benim işim gücüm var, gereksiz yüklerin hammalığını girişecek tarzda bir insan da değilim.Aksi durumda gözüme gözükmeden,kendini sevdirmeden kaybol, uğraşamam çok sıkıldım.

10 Kasım 2008

günün kırıntısı

Bu resim çok hoşuma gitti.Atmosfer,renkler falan insanı içine alıyor.Bir yerde esas kız,bir yerde esas oğlan. Mevsim sonbahar...Beyaz giysi saflığın simgesi olmuş, tahta banksa samimiyetin ve sıcaklığın..
Yok yok gerçekten güzel bir poz

9 Kasım 2008

Şoook! Eskişehire Korsan Baskını

Efenim başlığı görünce haliyle bu işin içinde bir iş olduğunu anladınız.Eskişehir gibi Anadolu'nun ortasına ikamet eden,deniz e ulaşması imkansız olan bu şehirde ne arar korsan.Fakat artık eski inanışlarımızı kenara bırakmanın vakti geldi.Ne demişler imkansız diye bir şey yoktur.Eskişehirde deniz mi vardı da yüzdürmedik gemimizi demiyeceğiz artık.Eski rektörümüz, hocamız ve şimdiki Eskişehir belediye başkanı olan Yılmaz Büyükerşen sayesinde Eskişehire büyük bir park yapıldı.Bu park baya büyükçene bir park.Yıllardır suya hasret Eskişehirlilerin bu hasretini gidermek için de yapay göletler oluşturulmuş hatta bununla da kalınmamış üstüne bir de korsan gemisi oturtturulmuş :)(geminin içi de halka açılacakmış ilerde,artık çekilecek pozları siz düşünün :) Dün gittim gördüm ve gerçekten hayran kaldım.Kendimi avrupa ülkelerinden birini seyahatteymişim gibi hissettim.Dağların yamacında, hafif sisli havada ve etrafınımı saran disneyland atmosferiyle çok güzel vakit geçirdim.Daha tamamlanmamış parkın hepsi.Şato vs gibi yapılarda eklenecekmiş.Bu haliyle böyle bir etki uyandırabiliyorsa üstümde tamamlanınca kim bilir daha neler yapar.Kesinlikle gidin görün derim ben.

Dipnot:Makinem yanımda olmadığı için resim çekemedim ancak bir dahaki gidişimde bir sürü kare yakalayacağım.Şimdilik diğer resimlere burdan veya şurdan bakabilirsiniz.


(hoca hoca olalı yapay göle maya çalmamıştı:)


(genel görünüm)

8 Kasım 2008

Dinlenmek Güzeldir

Vizeler bitti sonunda.İçimde nasıl bir huzur hakim anlatamam.Resmen ömrümden ömür çalıyor bu stresli olaylar ama artık özgürüm bir zamana kadar.Kitap aldım kütüphaneden.Yumuşacık yatağıma gömülüp okuyacağım..Güzel şarkılar da edindim kendime.Sonra filmler kestirdim gözüme izlemek için.Önümüzdeki haftayı kendime tahsis ediyorum.Kısa vadeli bir tatil yarattım :)

Bu arada bayramada çok az kaldı.1 ay dediğin ne ki geçer biter.İstanbul umu özledim ben hem.Buralar pek bir dar geliyor şu zamanlarda.Şöyle bir sahil turu, kuzenlerle alışveriş,arkadaşlarla hoş bir kahve molası ne iyi gelir şu bünyeme.Sabret gönül bir gün olur bu hasret biter diye kendimi avutuyorum.Az kaldı az..nasıl geçicek anlamayacağım bile, biliyorum.

7 Kasım 2008

Dinlenilesi şarkılar I

Bazı şarkılar var insanı zorla aşık etmeye teşvik ediyorlar yahu.Ne zaman dinlesem şöyle börtü böcük havalarına giriyorum ya da ay keşke biri olsa da bu şarkıları itaf edebilsem diye kendi kendime söyleniyorum.Tabi sizi merak saldı (salmasa bile çaktırmayın:D) hangi şarkılar bunlar acep,biz de dinleyelim de aşkımız depreşsin diye.Şimdi efenim bugün yolda giderken mp3 çalardaki şarkılarımı şöyle güzelce katagorize ettim.Tabi çoğu şarkının teması aşk vs vs ama o hissiyatı veren,insanı çoşturan şarkılar azınlıkta haliyle.Yaklaşık olrk 30-40 a yakın şarkı tespit ettim ama hepsini buraya yazıp sizi olaydan soğutmanın anlamı yok diye düşünerekten 7-8 parçalık bir playlist yaptım.Artık gerisi sizin bilceğiniz iş.Yok kardaşım ne aşkı ne böcükü bunlar beni bağlamaz yoook yook falan derseniz tercihlere saygımız bakımından susarız.Müşteri velinimetimizdir nasılsa :)

1.Accidentally in love-Counting Crows : Şarkının isminde bi güzellik var dimi ya :)Bu aralar en gözde şarkım.Diyorum şöyle love ım olsun ama accidentally olsun.Habersiz çat kapı gelsin.Kapıyı kırsın girsin hatta.Böyle daha romantik olur :D Eğlenceli bir şarkı.Zaten shrek 2 soundtract tiymiş kendisi.

2.Hanging by a moment-Lifehouse : Bir kere jason wade in sesine hastayım.Lifehouse olsun çamurdan olsun be derim yani o .Şarkı i'm falling even more in love with you letting go of all i've held on to yla birlikte çoşmaya başlar bir daha kimse tutamaz onu.İnsanı garip bir şekilde içine alan melodisi var.Dinledikten sonra ayy ne güzelmiş harbi tadı damağımda kaldı derseniz de You Belong To Me şarkısını dinleyebilirsiniz.

3. When I think of you-Chris de Burgh : Daha önce de değinmiştim bu şarkıya.burda bakabilirsiniz.Çok sevdiğim eserlerden..

4.True-Ryan Cabrera :Bu arkadaşımız almış eline gitarını, yazmış da romantik romantik sözler gel de dinleme yahu.İnsanın içine işliyor her söz.Ooof off dedirtiyor insana ya(bu kadar da olmaz ama hıh)
you might think i dont look but deep inside in the corner of my mind i am attached to you...

5. My Heart Was Home Again- Josh Groban: Ya bu josh insan değil ya.Her şarkısı ayrı bir dünya,ayrı bir güzellik.Kendini de severim zaten.Böyle mülayim tipli efendi çocuk :D Dinleyin bu adamı akşamları uykusuz kalıyorsanız.ninni gibi fısıldar şarkılarını kulağınıza.

Ve şarkıya gelince:
I saw your face across the street and my heart was home again..
ne güzel ifade edilmiş aşk..

6.Lovefool-Cardigans: Şarkıda esas oğlan belli ki kızı terketmiş ama kız öyle bir yakarıyor ki geri dönmesi olasıdır.Amaan kıza bak yüz karası bu be demeyin.Siz de çok iyi biliyorsunuz ki bazı insanları ne kadar silip atmaya çalışsak da olmuyor azizim.Keşke geri dönse diye gözler yollarda kalıyor ama nafile.Nakarat şöyle :
Love me love me say that you love me
fool me fool me go on and fool me
love me love me pretend that you love me
leave me leave me just say that you need me
I can't care 'bout anything but you...
(bkz: oldu canım başkaa)

7.In your eyes - Kylie Minogue: Bazılarınıza eski gelebilir bu isim ama müzikte eski yeni diye bir ayrım olduğunu düşünmediğim için eklemeden yapamadım.Çok Kylie Minogue dinleyen bir insan olmasam da bu da dahil üç şarkısını çok severim.Hem oynak , sözler güzel, eee halime de hitap ediyorsa niçün dinlemiyim ki
i can't think of a single thing other than what a beautiful state i'm in
...
is the world still spinning around?
i don't feel like i'm coming down
its in ur eyez :)
devamını da yazardım amma velakin sıkıldım ayrıca da acıktım.Şimdilik bu kadar olsun madem

6 Kasım 2008

Nerde kaldı 'fairness' ilkesi acep

Moralim sıfır.İki sınavım da berbat ötesi geçti.Birincisi buna sebep kesinlikle ben değilim.İki sınavı birbiriyle çakıştırabilme yeteneğine sahip insanlar,bunu yaparken acaba o öğrencinin ruhiyet hali nasıl olur ya da motive olabilirmi ki bu iki sınava da diye düşünmedikleri için sonum tam bir felaket oldu.Biz sizin zamana ekleriz bi yarım saat siz hele bir ilkine girin sonra koştur koştur diğer sınavın yapıldığı bloğa gidip diğerleri bitirmek üzereyken haldur huldur girin sınıfa yetişirsiniz bişicik olmaz diye çözüm önerileri sundular bir de.Şans bu ya ikisi de ezber dersi.Kağıt önüme geldiğinde beynim dondu resmen.Hangisi neydi o ne ki bu mudur acep diye kalıverdim olduğum yerde.Bütün terimler,makaleler vs vs birbirine karıştı.Hele bir de çifte standartçı canım! hocalar da eklenince işin içine hevesim mevesim kalmadı o sınavı kurtarmaya yönelik.Bir türlü konsantre de olamadım giren çıkanlar yüzünden. Çoğu yapabileceğim sorulardı ve ben saçma sapan cevaplar karaladım ve öylece bitti gitti iki sınavımda.
Diyeceğim şu ki, bundan sonra böyle saçmalıklara mahal verilmesin.Sınav çakışması olayı nedir ya!Bir sınavdan öbürüne hiç ara vermeden girildiğinde nasıl bir verim bekleyebilirler?Bir de bütün öğrencilere eşit davranılsın ya da en azından bu konuda çabalanılsın.Aynı sınıfın bazı öğrencilerine aa sen benden ders alıyormuydun ilahi diye tepki verilirken,bir diğerine sen bu soruyu nasıl yanlış yaparsın kuzum ya sen bilirdin bunları tarzı 'yaklaşımlar' da bulunulmasın.Bir de bu konuyu sınavda önümüze koymasınlar.Ironi nin alemi yok!

5 Kasım 2008

günün kırıntısı

Az önce birine acayip sinirlendim.İçimi dökmesem içimde patlayacak. Pis kasıntı seni metalci bozması nolcak! .Böyle gözleri devire devire yürümeler afralar tafralar falan.Bırak küçük dağlar yerinde kalsın be!Şimdi bi küfür ederdim o hususla da ilgili ama etmiyorum.Ne menem şeysin sen öle ya.Aslında seni kâle alanda kabahat.Ne kadar acı bir husustur ki türünün tek örneği değilsin.Senin gibi öküzlerle dolu maalesef bu şehrin her köşesi.Eşşeeek seni!Yıkıl git yalla

4 Kasım 2008

Penceresi cam cama muallim

Hayattan ne istediğimi gerçekten bilmiyorum. Şimdi üniversitede okuyorum ve iki sene sonra çeşitli sınavlar dizisinden geçtikten sonra muhtemelen öğretmenlik rütbesiyle mezun olacağım. Fakat ben gerçekten bir öğretmen olabilir miyim? Şu ana kadar ki bütün planlarım ideallerim bu meslek doğrultusunda mıydı ki? Şüphelerim var..Dediğim gibi ne istediğimi bilmiyorum ya da istediklerim bu düzen dahilinde pek öneme sahip değildir.Ben mesela gezmek ,her yeri, her insanı, her kültürü öğrenmek istiyorum.Gittiğim ülkelerde yakaladığım karelerle güzel bir albüm oluşturmak istiyorum.Şu ana kadar yapamadığım bütün çılgınlıkları yapmak istiyorum,mesela yamaç paraşütü yapmak gibi.Sonra hesapsız,kurgusuz yaşamak istiyorum , sürekli sorunlarla mücadelelerle geçen yıllara inat.Belki içinizden bazıları bunlar için öğretmenlik engel mi ki diye sorabilir.Bence büyük engel çünkü öğrencilik yaşamım boyunca gerçekleştiremediğim şeyleri, meslek hayatına atılınca gerçekleştirebileceğimi hiç sanmıyorum.Belirli kurallar çerçevesinde geçirilmiş ve geçirilmeye devam edilecek uzun yıllar.. Şu anda bana alternatif iş sunsalar bile yine öğretmenliği isteyeceğimi adım gibi biliyorum çünkü makul olarak seçebileceğim tek meslek bu. Ömür boyu turist olamayacağıma göre bu durumu hayalperest bünyeme kabullendirmekten başka çarem de yok. Hem zaten hiç yoktan iyidir demiyor mu büyüklerimiz. En azından bilmem ne teyze yerine öğretmen hanım diye hitap ederler ileriki yıllarda.Öğrencilerim gelir elimi öperler, hal hatır sorarlar belki de..Dünyayı gezip görmüş kadar olurum artık..

2 Kasım 2008

...Kayıp Masal...



Medcezir misali gelgitte gönlüm
Çekiliyor sular kıyılarımdan
Kurak kalıyor kumsalım
Siliniyor ayak izleri esen yellerde
Artık ne adı kalıyor gökyüzümdeki yıldızlarda
Ne de varlığı belli
Sadece ince bir sızı geride bıraktığı
Belki de biraz yaş göz pınarlarımda
Solgun, yalnız gölgemle yürüyorum artık
Bu meçhul yolculukta...

Sıkıcı günler serisi

Off off. Canım acayip sıkılıyor. Kendimi enteresan bir boşlukta hissediyorum.Pazartesi vizelerim başlıyor.Okuyor gözlerim mevzu bahis derslerin notlarını ama aklım sınav moduna giremedi bir türlü.Kendimi internetin boyunduruğuna vermişim.O site senin bu site benim gezip duruyorum.Kendimi aynı anda edebiyat,müzik ve sinema sitelerinde bulabiliyorum.Yeni çıkan kitaplara göz atıyorum ya da varsa kitaplığımda okunmamış klasikler hangisini okusam acaba diye düşünüyorum.The Duchess filmi gösterime girmiş cuma günü görüp seviniyorum ve ne zaman uğrasam sinemaya diye hesaplar kitaplar yapıyorum kafamda.Sonra ara sıra televizyona takılasım geliyor, bakıyorum magazinsel şeyler var tadım kaçıyor kapayıp odama geçiyorum.Mp3 çalarımı takıyorum kulağıma bir türlü moduma uygun şarkıyı bulamıyorum.Yatağımın üstünde bağdaş kuruyorum,düşüncelere dalıyorum.Sayıyorum,sövüyorum şu pazar günlerine.Hele ki ertesinde beni bekleyen bir sürü sınav varsa hayat pek çekilmez yahu!