
31 Aralık 2008
Balkabağım son model mercedes e dönüşürmü peri teyze

28 Aralık 2008
__Bir tutam kış ve Sen__
Yorucu yoğun bir kış günün ardından nihayet evine atabilmişti kendini. Kapısının önüne vardığında orda olmanın verdiği rehavetle hafifçe esnedi. Kırmızı eldivenin kapladığı eliyle cebine koyduğu anahtarı aramaya koyuldu. Kısa süreli bir uğraştan sonra anahtarı kapıya yerleştirdi ve kendini sessizliğin vuku bulduğu evinde buldu. Sabah çıkarken yaktığı şöminenin ateşi küllenmiş, geride kalan birkaç kor parçası odayı aydınlatıyordu. Çantasını yatağının yanındaki şifonyerin üstüne yerleştirdi ve sönmek üzere olan şömineye doğru yaklaştı.Bir kaç odun parçası attı ve biraz da ateş üstüne..Odunlar alevlenirken o mutfağa doğru ilerledi.Eli buzdolabına doğru uzandı, fakat ani bir kararla yemek yemekten vazgeçti. Bugün nedense pek iştahı yoktu. Yemek yeme isteği körelmişti sanki. Başka bir şeyler düşünmeliyim dedi. Mutfağın küçük kare penceresine yaklaştı. Boylu boyunca uzanan bahçedeki beyaz örtüyü seyre daldı. Ne güzel şu çam ağaçlarının dallarında uçuşan kar taneciklerinin rüzgara karışmasını takip etmek diye geçirdi içinden. Doğa ne kadar güzel.Ne kadar zarif ve azametli..Ve bu kadar güzelliğin karşısında ruhu karışık, yorgun ve isteksiz bir ben diye hüzünlendi. Galiba sıcak bir şeylere ihtiyacı vardı. Sıcak bir şeyle kafasını dağıtmaya ve sakinleşmeye de. Dolaptan geçen gün aldığı sahlebini çıkardı. Sütü kaynasın diye cezveye döktükten sonra odasına gitti. Çantasından bugüne özel aldığı kokulu mumları tütsülerin bulunduğu poşedi de alarak mutfağa döndü. Bu gece sadece şömine ve mum ateşiyle aydınlansın dünyam dedi. Biraz değişiklik, biraz aydınlık..Mumları mutfağın bahçeye bakan camın önüne yerleştirdi özenle.Sonra teker teker yakmaya başladı hepsini. Dışarda alaca renkli bir kar havası mumla aydınlanmış bir oda ve ocaktan yayılan sahlep kokusu.Bir şeyler eksik galiba dedi.Neydi neydi..nasıl unuturdu..Hafif bir müzik lazımdı tabiî ki..Fısıldar tarzda bir melodi..Şömine çıtırtısını bastırmayacak, ruhunun ikilemlerinden onu uzaklaştıracak bir şeyler..doğum gününde kendine armağan ettiği fransızca aşk şarkıları albümünü yerleştirdi plağa..ve işte başlamıştı…je dois juste m'asseoir…je ne dois pas parler.. je ne dois rien vouloir…je dois juste essayer de lui appartenir… JE L'AIME À MOURIR..Bugün eşlik edesi yoktu şarkıya. Sadece gözlerini kapadı ve avuçlarında sıkıp için ısıttığı sahlebi yudumladı yavaşça…Gözleri gökyüzünün duru tanelerini süzmeydi hala..Biraz tarçın biraz tütsü kokusu…Biraz hüzün..biraz aşk dolu bir kalp..İşten dönmüş yorgun bir beden ve … JE L'AIME À MOURIR..Acı acı iç geçirdi.Kendisini rahatlatmak, düşüncelerden arındırmak için yapmıştı bu kadar şeyi..Fakat kendiyle daha baş başa bırakmaktan öteye gidememişti bütün bunlar. Aslında anlamsızdı bu kendinden kaçma isteği de. Onu silip atamamışken kendinden kaçma isteği neye yarayacaktı ki.Koca bir hiç..Tanıştıkları günü düşündü..Yüzüne yerleşmiş mahcubiyet duygusunu hayal etti..ve onun gözleri..Gördüğü ilk andan itibaren aklına ilmik ilmik işlenen o gözleri..Işıl ışıl hayat dolu..Biraz haylaz, biraz delice..ama gerçekçi bakan sevgi dolu..Bugün kadar yalnız geçmeyen o heyecan dolu günler.. o zamanlar..neden bu kadar uzak artık..neydi buna sebep…özlemiyorum diye etrafa attığı yalanlarla kendini kandıramıyordu.Hoş etrafındakiler bu durumu önemsemiyordu muhtemelen. Özlemek, onun yokluğunu hissetmek kendinden başka kimi bu kadar yaralayabilirdi ki..Hiç kimseyi..neler yapıyordu acaba şimdi.belki o da terk edilmiş bir ruhun limanında yudumluyordur gururdan içkisini ve sarhoş olmayı bekliyordur usulca kim bilir..Belki de bütün bu olanlarda tek sorumlu, tek suçlu beni görüyordur acımasızca..Ben değilsem kimdi bütün bunlara sebep ? O mu, hayır.Onu suçlayacak kadar nefret edemem ondan dedi.Asıl sebep hayatın kendisi olmalıydı.evet evet hayattı tek suçlu.O oynamasaydı bu oyunu nerden görecekti onu, nasıl farkında olacaktı varlığının.Gerçi olanlar olmuşken suçluyu bulmak gereksiz bir durumdu..tek hissettiği özlem duygusundan öte bir şey değildi..gözleri geliyordu aklına ve ona en çok acı veren de buydu..
Sevdiği halde reddinin varlığı düştü sonra yüreğine..Neden demedin neden diyemedin, haykıramadın ki tüm gerçekliğini ona çığlık çığlığa..neydi ona bu kadar yaklaşmışken alıkoyan seni duygularının ilanından diye söylendi..sahlep de kalmamıştı artık..içi buz kesmişti yine..galiba kırılıyordu içinde birşeyler ..bu sefer tutamadı kendini. dağıldı teker teker..Gözlerinin kenarlarından süzülen yağmur damlalarına engel olamadı.Ağladı hıçkıra hıçkıra. Elleri uzanmıyordu silmeye bu yaşları..Kimi süzülüyordu camdaki kar tanesi misali, kimi ise odanın duvarında delice gölgeler yaratan mumları söndürüyordu...Havanın alacakaranlık halleri yerini gece ağırlığına bırakıyordu.. fransızca plak susalı çok olmuştu.. El ayak hepten çekilmişti sokaklardan..evlerin bacalarından hafif hafif sızıyordu duman..şömine hala çatır çatır yanıyordu hatıralar misali..ve o hala ağlarken telefondan gelen tınılar bozdu bütün sessizliği…Kimdi bu saatte acaba..bu haldeyken konuşmaya nasıl cesaret ederdi.sesinin titrediğini hüngür hüngür ağladığını kim bilmek isterdi..Açmayacaktı..kendi kendine çalsın dedi..susar nasılsa çaresizliğe gömülü ben gibi..fakat tınılar ısrarla sürdürüyordu odada yankılanmayı…titreyen elleri isteksice uzandı çalan telofona..ahizeyi kaldırdı ve konuşmadan sadece dinledi.. tanıdık bir ses usulca mırıldanıyordu :
JE T'AIME À MOURIR
Bu tanıdık ses..oydu.evet kayıp sevdasının sesiydi bu...ben de diyebildi sadece
Ben de..
yaşlar hala süzülüyordu yanağından
ve uyandığında şömine çoktan sönmüştü..
dip not : Bu da türkçe mealler bilmeyenler için
je t'aime a mourir : seni ölesiye seviyorum
je l'aime a mourir : onu ölesiye seviyorum
25 Aralık 2008
...Hayata İtiraflar...
Everybody's changingAnd i dont feel the same..
diyor şarkının birinde..Gerçektende giderek değişiyoruz..sen ben biz..Liseden sonra her şey değişmeye başladı yavaştan da olsa. Üniversite hayatı bir çok şey getirmekle birlikte götürüyormuş da aynı zamanda. O zamanki çocukluğumuzu kurgusuz yaşama huyumuzu yitirdik. Bu sürece 'olgunluk' denecek kadar düşmedi bu kelimenin anlamı. Lise yıllarında ortaktı çoğu sevinçler hüzünler ama şimdi hiç bir şey ortak yaşanmıyor, yaşanamıyor. Giderek 'birey' selleşiyoruz. Hesaplarımızı daha ince yapıyor, rollerimizi daha profosyonelce oynayarak kendimizi daha çok saklıyoruz sanki. Bazıları 'kimlik arayışı ' etiketini yapıştırıyor ergenlik dönemi için.Halbuki bu etiket daha çok üniversite hayatındaki döneme damgalanmalıymış diye düşünüyorum. Herkes kendini farklı bir şekilde ıspatlama gereği içinde. Sürekli bir kendi varlığını başkalarına kabullendirme ve bak ben de varım ve böyle böyleyim işte imajı çizmeye çalışma..Her gülümseyişte bile ince örülmüş çeşit çeşit planlar...Paylaşılan bir çok şeyin içinde bir tutam sahtecilik biraz da abartı.Dediğim gibi üstün gelme savaşı bu..Alttaki neden umrunda olsun ki sen hep zirvedeysen..
Herkes değişiyor ve ben de eski ben değilim. Eskiden hislerimi, düşüncelerimi içime bastırmak zorunda kalmadan özgürce hareket edebiliyordum. Şimdi ise kapalı bir kutu gibiyim..biraz karışık ve çözümü zor..Halbuki daha önceleri bunları paylaşmak benim için mutluluk teşkil ederken şimdi daha çok huzursuzluk hissini baskın çıkıyor. Sözcüklerimi, hissiyatlarımı ağır bir lokma misali yutuyorum, yutmak zorunda kalıyorum. Çünkü yaşım ilerledikçe hayatın senaryolarını iyice belliyor kartlarımı ona göre oynamak zorunda bırakılıyorum. Ama hayır..bu ben değilim..Haykırışlarımı sadece kağıttaki sözcüklerle dillendirebiliyorum.Başka yolu yok çünkü..
Ne hayatımdakiler kendiler olabiliyorlar ne de ben. Etkisiz eleman gibi varlığımız hiç bir önem teşkil etmiyor. Asıl önem arzeden o rengarenk roller! Ahh o çocukluk hallerimiz. Hırslardan, kuruntulardan hesaplardan uzak duru geçen o zamanlar..Artık dönüşü yok hiç kuşkusuz ve hiç bir zaman da olmayacak..Perdeleri kapatmaya kimse cesaret edemeyecek. Hergün yeni Romeolara Hamletlere doğacağız. Hayat bizi sahneden indirse bile bu oyun hep sürecek..
22 Aralık 2008
Ulaşılmazlıklar
ben yaklaştıkça o kaçıyor
o yaklaştıkça ben
ben özledikçe o susuyor
o özledikçe ben
Gururun adi emrinde bütün sözler
boğazda tıkılı ...
söylenemez
ne benim cesaretim var konuşmaya
ne onun artık yüzüme bakmaya
ben düşündükçe o düş oluyor
o düşündükçe de ben
satırları kayıp yalan bir masal bu
içinde uzak iki kişi
ne o bunun farkında
ne de ben
aşk ulaşılmazmış
Nothing hurts like love - Daniel Bedingfield
Saldım çayıra mevlam kayıraaa hobarey

20 Aralık 2008
volume I

Şimdi ise evin içinde sıra.İç tasarımda nostaljik ögelere bayılırım.Nostaljik dediğim kullanılamayacak kadar antika eşyalarla dolu müze kıvamındaki bir ev değil.Kullanışlı, modernize edilmiş nostalji görünümü serpiştirilmiş odalar..Mesela ilk oturma odasından başlayayım efenim

Resimde gördüğünüz üzere odanın yeri duvarı ahşap görüntüsüne sahip..Ahşap her zaman evi daha samimi ve sıcak gösterir kanımca.Odanın yerlerini duvarlarını yaptırdım sıra geldi eşyalarına...İki tane tek kişilik ve bir tane büyük koltuk.Renklere dikkatinizi çekerim.Gülkurusu ve açık kahve..Yan tarafta piyano (nostaljinin olmazsa olmaz parçası) üstünde kırmızı şamdanlar..Hemen yanında antika bir saat..Ve tabiki sanatsız olmaz ..duvarımıza da en güzelinden bir yağlı tablo(çerçeve rengi çok önemli)Loş bir ışık..Gül kurusu koltukla uyumlu hoş perdeler..(kadife olmalı kanımca acaip süksesi var )Gözümü rahatsız eden hiç bir ayrıntı yok oturma odasında..geçeyim diğer odalara
İkinci olarak yatak odası..Efenim yatakodası dediğin geniş olcak..Bazılarını kibrit kutusu kadar yapıyorlar..Yok yok katiyen..Ruhum daralır benim böyle ufak tefek odalarda.Genişlikten kastım da balo salonu gibi bir şey değil..En azından eşyalar sıkış tıkış durmasın yeter..Bu alttaki resmi duvarın ve perdenin rengini göstermek için koydum.Yoksa çok dar yapmışlar.Ama renkteki vişne çürüğü seçimi beni benden aldı.Çok severim bu rengi..Burda biraz dar ve karanlık göstermiş odayı ama geniş olunca o kadar göze batmaz.Yatak başı da hoş..cibinlik tarzı gösterişli yataklar çok hoşuma gidiyor. ya da ikinci resimdekinde olduğu gibi ama onunda rengini sevmedim.Vişne çürüğüne uygun renklerle daha göz alıcı olur.Aştım ben kendimi :D


Şimdi ise sıra banyoda..Banyo deediğinde altın kaplama musluklar olur be kardeşim:p Piyango vurmuş ya bana onu millet elini yıkamaya gittiği musluktan anlayacak :D Bir yerde görmüştüm.Banyoyu en üst kata yapmışlar her tarafını dışarıya bakılabilen ama dışarda olanların görmedği (ismini bilmiyorum işte) camlarla döşemişler.Küveti de bahçe manzarasını gören bir köşeye yapmışardı.Çok hoştu ya..hem manzara hem banyo..oh kebap..Benim aklımda bir de müzik sistemi kurma planı var..Şöyle egzotik kokulu sabunlar,etrafta mumlar, bahçe manzarası, fonda gelen vivaldi fena mı olur hani..Günün bütün yorgunluğunu orda atıverirsin.
Efenemim odalar bu kadar değil herhalde..koskoca dubleks ev..Daha bir sürü odası var tanıtacağım.Ama şimdi vaktim yok..fransızca sınavım var ve acilen evden çıkma mecburiyetiyle yüzyüzeyimm.Kahrolsun acı gerçekler..Devamı gelicek..17 Aralık 2008
Bugün benim doğum günüüümmmmm
Sabah saati erkenden kalkıp doğum günü enerjisiyle camdan bir nefes aalam dedim her yerim dondu yaf. Dedim ne münasebetsiz bir ayda doğmuşum...nefesim buz tutcak lan nerdeyse peehşaka bir yana severim ben aralığı....kar kış soğuk gloomy atmosfer fln baya hoştur..benle birlikte bir çok ünlü isim de bu ayda doğmuştur.Mesela dün sevdiğim yazar jane austen ın doğum günüydü.EfEM bugün de benim ki..Yarın da brad inkini kutlicaz(angelina nın kocası benim kankam olan :)İşte böyle mubarek insanların dünyaya geliverdikleri kutsal bir aydır aralık..
Gelelim banaaa..Bugün 20 me basıyorum resmen...Yirmi ve beeen..Çok tuhafıma gidiyor ya..Alışmış gözüm onlar basamağı bir olan sayılara 20 deyince böyle vaaay beh o ben miyim ki acep diyesim geliyor.Çünkü çocukluğumdan beri yirmili yaşlar hep ulaşılmaz gelmiştir.Bu yaşta olan insanlara erişmiş,olgunlaşmış bildiğin abla abi be bunlar gözüyle bakardım.Şimdi ise kendim o yaşın tam ortasına düşüvermiş durumdayım.Pink 20 yaşında..Eee nolmuşkine demeyin.19 sene boyunca bir çok tecrübeler edindim yine de kendimde yirmili yaşların verdiği ağırlık ablalık vasfını göremiyorum.Böyle sivilceli çocuklar gibi hoplayıp zıplayasım,her türlü manyaklığı yapasım enselere şaplak atasım var ya.Dışardan bakanlar ayırdına varamazlar bunun.Çok sakin ve ağırbaşlı bir görünüm sergiliyor(muş)um.(bir ben var benden içeri..)Varsın öyle bilsinler zaten..Hiç möhim değil..İşime gelir.
Günün anlam ve önemine iilişkin mesajımı da verdikten sonra kendime bol tecrübeli, neşeli,farklı olmasını umut ettiğim bir yaş diliyorum.Farklının altını şiddetle(ki acaip ötesi) çiziyorum tekdüze hayatlardan nefret eden biriisi olaraktan.Her yeni yaş, farklı gelişen düşünceler yeni ufuklar demek .Du bakam bu sene neler görcem neleeer.Çok heycanlı :D
kısa bir not olaraktan doğum günüme blog un da yer veren Velvet Vamp arkadaşıma da burdan sevgiler saygılar..ayrıyetten jane ve brad e de mutlu yıllar diliyorum.iyi ki varız yahu (megolomanlığın tavan yaptığı yer işte bura :D)
herkese kucak dolusu sevgi pıtırcıkları

16 Aralık 2008
Anlamsızlık
bir yer..kimsenin katı kurallarla çevrelenmediği uzaklarda bir yer...etrafında sonsuz boşluklar....bir zaman..öyle bir zaman ki geçmek bilmeyen insanın ruhunu tazeleyen rüzgar gibi yüze çarpan..bir düş...içinde yalnızca çok istediklerin ve ulaşamadıklarının olduğu, arkanda kimseleri bırakmak zorunda kalmayacağın, kimseye hesap verme kaygısı taşımayacağın bir düş..bir adam..yolu, yeri senden apayrı olan bir adam...saçları hafif dalgalı gözleri umutla bakan..ve sen.. herşeyden herkesten uzak, ruhsal dağınıklıklar içindeki özgürlük duygusunu bu sahte düşlerde yakalamaya çalışan sen....ve haykırış..kimselerin duyamadığı, anlatmaya kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir haykırış..gitme dur diyememen, kıramaman gururun asasını...hayallerin içinde bir hapsolmuşluk...dışarda ise hayat dedikleri bir maskeli balo...duruluktan uzak kirlenmiş hisler..ve yine o adam...acaba hangisi gerçek..hayallerinin içine hapsettiği mi, maskesi elinde dolaşan mı? Ya da etrafındakiler acaba kimdiler?her biri silinmeye hazır bir gölge misali dolanıyormuydu gözlerinin duvarlarında...kapattığında o gözleri silinip gideceklermiydi teker teker..bırakacaklarmıydı rüyalarındaki seni sana..peki ya ben ..gerçekten varmıyım, kime ait bu bitmez tükenmez sesler?Senin varolduğun yer mi benim aslım? Susma söyle kimin bu kaybolmuşluklar..
15 Aralık 2008
R û y a..
13 Aralık 2008
Eğitim Fak
Saygılar..
12 Aralık 2008
Kısa bir MoLa'dan notlar..


*en çok sakıp sbancı müzesinin önünden geçip de salvador dali resimlerini göremediğime yandım.çok kalabalıktı..sabırsızlığım tuttu ve yolumda devam ettim..
*şu junior kuzenler ayrı bir şekerler yaa...yerim ben onları..hepsi bıcır bıcır..(maşşalaa deyün :p:D)
*uzun bir süre ne çikolata ne şeker görmek ister bu bünye..yok anam yok kattiyen
*bayramın son günü ayın etrafında gökkuşağımsı elips çeklinde bir ışıltı oluştu..bilmem kaçınız farketti
*şu mutfak borusu sorun çıkarmasaydı bir günüm daha zevkli geçebilecekti..
*her gördüğüm teyze ve amcaya eskişehir in nasıl bir yer olduğunu anlatmaktan sıkıldım.Ne okuyordun sen kızııığğmm soruları da sorulmasın artık.Çüş lan mezun olacağım nerdeyse öğrenemediler gitti ha..
*Bazı insanlar çok yabani olmasın..bazıları da kendini çok nimetten sanmasın..valla değmez üç günlük dünya:)
*istinye taraflarında sahlep içerken 85 yaşlarında bir istanbul hanımefendisinin gözleri ağlamaklıı boğazı seyredaldığını görünce çok kötü oldum ya..son görüşü olacakmış gibi bakıyordu..yalnızlık ,ölüm ve yaşlılık.. ömrün hüzünlü yüzü
* herşeyde illa da bir kusur bulan tiplerden bir kez daha tiksindim...
* bayramlarda toplaşıp bayram yemeği yemek ne hoş...bütün ailenin bir arada olabildiği belki de tek gün...güzel bir telaş..
* bu salı vizeler başlıyor..bakalım ne yapacak bu hatın kıss...tek gecelik çalışmalara kaldı işim..gezip tozarken iyiydi tabi
* kefaret i indirdim ordayken...vizeler bitsin izlerim diyerekten..daha bir sürü bişiler indirmiştim ama bir onu kurtarabildim...kardeşim pc yi göçertti..ben de onu..
*şimdi msn maillerine bakıyorum..netsiz geçen günlerimde baya dolmuş..iş güç bitmez be azizim
şimdilik bu kadar..
6 Aralık 2008
Beyaz Gökyüzünün Siyah Yıldızları*
04.12.0_4 Aralık 2008
killing loneliness
3 Aralık 2008
_LiSe AnıLaRı_

Lise dönemlerini geçeli iki sene olcak galiba.Aslında belki de 'anı' kıvamında değildir yaşananlar.Sadece 'geçmişlik' tir akılda yer eden bilemiyorum.Her neyse..Bugün lisede aynı sınıfı paylaştığım insanların erkek arkadaşlarına aldıkları,verdikleri hediyeler aklıma geldi.Yabancı dil sınıfında olanlar muhakkakiyetle bilirler ki sınıfın %98,99 u bayan öğrencilerden oluşur.Bundan sebep sınıfta sürekli olarak kız muhabbeti atmosferi hakimdir tıpkı bir zamanlar benim sınıfımda olduğu gibi:D
Bu kız muhabbetleri özellikle özel günler(yılbaşıları,ilk bakışma günü,ilk elini tutma günü vs gbi) gelince hepten zırvalamaya can sıkıcı olmaya başlardı benim için.Kızlar taa on gün önceden ne alsak ne alsak telaşına girerlerdi.Bir kızın bu telaşı belki masum gözükebilir ama bu masum kızlar birleşip koca bir sınıfı oluşturunca haliyle fenalık getirmeye sebep teşkil ederdi.Onlar hediye derdinde,ben de o muhabbetin ortasında deneme sınavımın 12. sorusunu anlamakta zorlanıyordum muhtemelen.Onlar anlattıkça dinliyor ve bu kızların gerçekten de aklının çalıştığı,üretici olabildiği bir kaç bir şey olması beni sevindiriyordu.
Sınıf genelde 2-3 kişilik gruplara bölünürdü bu zamanlarda.Her grup kendi bulduğu orjinal fikri arkadaşlarıyla paylaşarak hayata geçirirlerdi.Mesela bir ara sınıfın her köşesinde,bahçede telefonla resim çekme olayı vardı.Her kare da zorla bir sevimlilik göstergesi bir aşk böcüğü olma durumları...Fotoğraf çekimleri tamamlandıktan sonra arkadaşlar toplanır ve herkes en güzel pozunu arkadaşlarına buldurtuktan sonra bu resimler özenle baskıya yollanırdı.Kimi o aptal pozları yastıkların üzerine bastırır,ertesi gün okula getirir,bolca kendi parfümüyle yıkar ve paketlemeye başlarlardı.(evde anne korkusuyla yapılamayan her türlü şey sınıf ortamında yapılırdı)Kimisi ise kısa kollu t-shirtlere bastırırlardı fotolarını ki bence bu en felaket olanıydı.Şahsen ben erkek olsam böyle bir hediyeye bir tarafımla gülerdim ya..Çocuk ne yapsın o kocakafanın olduğu gayri resmi t-shirt ü xD
Bir kısmı da geleneksel yolundan şaşmayıp parfüm,kravat,bere,atkı vs gibi şeyler alırlardı.Bunları kullanışlılık açısından daha faydalı bulduğum için eleştirmiyorum.İdare eder bir durum.
10 gün biter ve bu on gün içersinde hazırlanmış 'o' hediyeler sahiplerini bulurdu neticesinde.Ee zavallı çocuklar onlara verilen hediyeleri sorgulayamadıkları için hepsi sevimli sevimli kabul ederlerdi,sineye çekerlerdi.(ben o arada hep umuyordum ki bunların hepsi birbirleriyle ile tanışıyor olsalardı diye :D üçünün elinde aynı model t-shirt,diğer üçü de kocakafalı kalp şeklinde yastıklar)Kızlar ertesi günün gündemini de erkek arkadaşlarının aldıkları hediyelerle oluşturuyorlardı(ki o arada ben hala test çözmekteyim:D)İşte o zamanlardır ki bu kızların gezdiği erkekleri takdir etmeye başlamışdır.
Bir tanesi vardı adını hatırlayamadığım.Öyle çok elle tutulur birşeyler almışlığı yoktu.Amma o kıza öyle mektuplar yazardı ki bütün hediyelere bedeldi nerdeyse.Bütün kızlar hediyelerinin iğrençliğini o an keşfederdi.Nasıl sanat döktürüyordu o çocuk öyle vaay be.Mektubu alan arkadaşımız mektupları biizimle paylaşmaktan zevk alırdı,biz de bir yandan dinler bir yandan kıskanırdık(ta o zamandan beri şöyle edebi bir insan çıksın karşıma diye umut edip durmuşumdur)işte öyle birisiydi o arkadaş
Başka biri ise her hafta yeni bir sürprizle gelirdi okula.Ben şaşmıyor değildim arada.Anaam ne erkekler varmıymış böyle duygusallığın içine batıp çıkmış,yaratıcı ve romantik diye kendi kendime söylenip dururdum.Her hafta kızın sırasının altına kır çiçekleri bırakırdı en basidinden..Bir de kendisi puzzle gibi bir şey yapmıştı(sonradan ne olduğunu öğrendiğimiz).Her gün puzzle ın bir parçasını kıza veriyordu.Kız tabi hergün parçaları birleştirmeye çalışırdı.Kız hem kafayı çalıştırmış oluyordu bu sayede hem de romantizm yapmış oluyordu bir şekilde..
Bir de çikolatacı beyimiz vardı.Böyle güzel güzel çikolaalar yolluyordu arkadaşa.. biz de sınıfça faydalanıyorduk haliyle :D Sene sonuna yakın bir zamanda,yine bir çikolata kutusu geldi.Arkadaş kutuya açtığında içinde çikolata falan yoktu(biz bu işe çok üzülmüştük doğrusu :D)Kutunun içinde bir adet gül,bir çift bebek patiği ve bir de tek taş(temsileen tabi gerçek falan değil)çıkmıştı.Bu olaya sınıfça dumur olmuştuk.Kızlar kendi aldıkları hediyelerin saçmalığını bir kez daha suratlarına şamar gibi yemiş ve erkeklerin bu ince düşüncelerine şaşışırıp kalmışlardı.Tabi ben o arada hala test çözüyorum..
Şimdi düşünüyorum da o lise çağında böyle düşünceler nasıl gelmiş akıllarına.Ben şu üniv hayatında bile hergün yüzlerce gelişimini tamamlamamış insanla karşılaşırken,lisede yaşanan bu olaylar ironiden öte ne olabilirdi ki.Valla helal olsun.Hoş,bu hediye alıp veren arkadaşların çoğu ayrıldılar sonradan.Yine de bana hödüklerin arasında nazik insanların da var olduğunu bir kez daha hatırlatmış oldular.Hepsine selam olsun..
2 Aralık 2008
it's a lonely, lonely road..

Malumunuz bayram yaklaşmakta..Herkes bir şekilde bavullarını hazırlıyacak ve bilmem kaç saatlik yollara vuracak kendini.Sessiz soluksuz bir aralık ayının ayazında,kimi zaman gündüz olacak bu yolculuk kimi zamansa gece.Otobüsün,trenin camları buhar tutacak,bizse o buhara inatla dışarıyı seyredalacağız.Gözlerimiz dışarda hızla akıp gitmekte olan hayatı süzerken, akıl ve kalp sürekli başka şeylerle meşgul olcak.Kimimiz silip atamadığımız ayrılıkların hüznünü yaşarken,kimimizse hayatının gidişatındaki manasızlığı sorgulayacak..Dediğim gibi yolculuklar aslında insanın kendine olan yolcuğudur biraz da.Kalabalıkların sustuğu, etraftaki diğer insanların figüranlık ettiği,kendi sesimizi daha net duyabildiğiz zaman dilimidir.Hele bir de güzel bir melodi fısıldıyorsa kulağımıza usulca, düşünceler labirentinden kimse çıkaramaz bizi.
Bunları geçirirken aklımdan bayram yolculukları için kulağımıza fısıldayabilecek tarzda melodileri elden geçirdim bugün.Bir sürü güzel ses,güzel eserlerle karşılaştım haliyle.Yine de ben bir kaçını sizinle paylaşmak isterim.Bunların çoğu mutlak suretle bildiğiniz şeylerden ibaret de olabilir,aldırmayın.Hatta bir kez daha dinleyin burda gördükten sonra.İşte şöyle bir liste :
1-HIM-Lonely Road : ville valo nun sesinden dinleyin bu şarkıyı(linde de söylüyor çünkü)güzeldir sözleri içine işler insanın
Mama, its been taking me
a while to understand
why this life treats a man
and while to understand
mama, I can’t sleep that well at night
nobody is holding me tight
mama its just like you said
2-Bob Dylan - One More Cup of Coffee: güzel klasik
3-Deep Purple - Soldier Of Fortune: depresyon zamanlarımın playlist inden eksik olmayan şaheser.i guess i ll always be a soldier of fortune dedikçe biterim ben
4-Jim Croce - Time in a Bottle : jim croce daha ne olsun..
5-Chris De Burgh - The Girl With April In Her Eyes: hüzünlü bir masal chris deburgh in ki.gözlerimi kapayıp uzaklara uçmam sebepsiz değil.
she goes through the winter's night, the wild wind and the snow :((
6-James Blunt - Tears And Rain: otobüsün camlarına inceden vurmaktaysa yağmur, hele de biraz hüzün varsa içinizde ağlamanız olsıdır.
I guess it's time I run far, far away find comfort in pain,
All pleasure's the same it just keeps me from trouble...
its more than just words
its just tears and rain..
7-Anne Kirkpatrick - A Bottle of Wine and Patsy Cline: anne kirkpatric güzel sesli country sanatçısı.bu şarkıyı da şahane yorumlamış.dinlememiş olmak çok şey kaybettirir kanımca
8-Sarah MacLachlan - In the Arms of an Angel: bu şarkı playlist in en sonuna yakışır aslında.böyle gözlerinizin kapanıp kapanmama konusunda direniş gösterdiği uyuklama zamanlarında ilaç gibidir.'ın the arms of the angel , fly away from here' o an gerçekten uçmanız olasıdır :)
9-Enya - Only Time: her şeye ilaç zamanmıdır acaba..
who can say where the road goes,
where the day flows?
only time...
10-Lake Of Tears - The Homecoming: melodisi alır götürür uzaklara.lake of tears ın çoğu şarkısında olduğu gibi(bkz:forever autumn,so fell autumn rain vs)
11-josh groban-let me fall : şu listelerimde görmekten sıkıldığınız güzel insanın her şarkısı yolculukta dinlenmeye elverişlidir.Bu şarkısını da ayrı severim zaten.akabinde my confession şarkısı da bünyeyi sarsabilir(siz dinleyene kadar da her şarkısını yazacağım buraya görürsünüz siz :)
let me fall if I must fall..
12-Styx - Boat On The River: ve işte yine bir klasik daha.ne zaman bu şarkıyı dinlesem başım alıp gidesim geliyor hükümsüzce..
bu liste daha çok uzar gider şüphesiz.ben sadece içimde geçenleri koydum...herkese şimdiden iyi yolculuklar :)
1 Aralık 2008
___PoTpoRi___
***OOOh allaaam.Birinci sunumumu hooooop diye atlattım.Geriye kaldı bir adet sunum ve bir kaç tane sınav dizisi..Olsun olsun pozitif düşüncem bugün.Hayat güzel,kış gelmiş mis mis,aralık ayına basıvermişim sonraa ayın ortalarına doğru doğumgünümü kutlayacakmışım vs vs.Bugün kendime herşeyin şerefine bir sürü şey ısmarladım ya.Ismarladıkça mutlu oldum,mutlu oldukça ısmarladım.Sunumdan sonra şöyle bir güzel hamburger menü yle başladım olaya.Sonrasında dersim vardı.Gittim okula efenim hoca dedi hastayım pink madem sen de pek havandasın bugün ders yapmayalım hadin gidiver gayrii vs.Tabi keyifler zirvede snowboard yapıyor.Dedim haydin bir de çikolata alayım kendime en bitter inden.Bu saadete de kavuştum.Eve döndüğümde baktım her yer dört duvar ve sıkıcı..Şöyle bir sinema keyfi yapayım da değişiklik olsun diye kardeşimi de kandırarak osmanlı cumhuriyetini izlemeye gittik.Eve döndüm yemeğimi de yedim az önce. Karnım tok sırtım pek havalarındayım.Günün ilerleyen saatlerinde ne olur ne biter hiç bilemeyeceğim.fRANkly my dear,i dont give a damn!
***Şu dünyanın en yakışıklı en karizmatik siyahisi benim gözümde p diddy dir.Hoş kendisi sanat adına pek bir katkıda bulunmuyordur.Skandal babasıdır,servetin alasına sahiptir.Aslında tipsizdir belki ama yine de ben onu kendi olduğu için seviyorum.rNB şarkıcılarıyla yaptığı düetlerde takım elbisesi ve gözlüğüyle kasım kasım kasılmasını seviyorum.Amerikan ingilizcesine acaip aksan kattığı için seviyorum.Aaman ne bilim işte.İlginç bir sempati aramızdaki, kıskanmayın..

***Osmanlı cumhuriyetine mizaha dolup taşmak için gitmeyin.Zira güldürmeceden ziyade düşündürmece amacını güdmüşler.İyi de etmişler.Bazı şeyler gözümüze gözümüze sokulmadığı sürece aklımızıa dank etmiyor çünkü.Ben daha çok ata demirer için gitmiştim,şimdi daha çok sebebim var.Yine de severim atayı,şişko şekerim beniiim.Bu arada 36 yaşındaymışş şaşırdım.Daha genç duruyorsun azizim..

***Temizlik günleri-daha ziyade evin ayaklanma günleri-artık pazartesi günleri olmasın.Zaten bende silip atamadığım bir p tesi sendromu durumu söz konusu.Bir de evin o gün ayaklanma ve hijyen-tercih çamaşırsuyudur-kokma durumu eklenince hepten bozuluyor sinirlerim.Bir de anneciim burdan sana sesleniyorum:düzeltiyorum adı altında yerini değiştirdiğin o eşyalarımı bir daha elleme lütifen.Onlar dağınık değildir herbiri kendi içinde bir düzen teşkil eder.Sen el atınca hiç bir şeyimi bulamıyorum yahuuu!
*** Sosyal mesaj: Hayat içinde herşeyi barındıran bir meret.Yine de otuyla böücüğüyle diddy siyle pinkiyle bu hayat hepimizin arkadaşlar.Alkışları bu kısma alayımmm şappiii XD
29 Kasım 2008
uuy terledim haa!

Bu ara acaip ötesi bir meşguliyet içindeyim.Hani derler ya herşey üst üste geldi.İşte aynen o konumdayım.Bir haftadır p.tesi yapacağım sunum için uğraşıyorum.Hiç hazzetmiyorum şu işlerde ya ne yapabilirim.Pink hanım hazzetmiyor diye kimse müdahele etmez ki duruma.Kaderciyim bu yüzden sonuna kadar(şurda ne yazıyorsa o mentalitesi)Hadi pazartesi geçti diyelim, benim dertler biter mi, bitmez.Derya olmuş bir kere.Bu p.tesiden sonraki hafta malumunuz bayram tatili! Hoş nasıl kıvamlı bir tatil, tartışılır tarafımca.Bizim okul, tatilden hemen sonraki haftayı vize haftası ilan etmiş bulunmakta.Nasıl da sinsi sinsi planlıyorlar şu akademik takvimi hayret ediyorum doğrusu.Millet memleketinde blok tatil yapmasın, hatta hiç tatil yapmasın kırıp kıçını ders çalışsın diye koymuşlar bayram sonrası vizelerini.Hoş ben de İstanbula gidicem.Şimdi bir yanda kuzenler, bir yanda adım adım gezip tozmak varken hangi ara oturup da ders çalışabileceğim ki, hiç bilmiyorum.Zaten vizelerden sonraki hafta da başka bir sunumum baş gösteriyor. 1- ben bu sınavlara ne zaman çalışacağım yarabbem? 2- Zaten birinciler aldı başını gitti ikincilerin umut vermesi olasılığı yüzde kaçtır? 3- Bu ikinci sunuma hangi ara hazırlanacağım? 4- Vize haftası sınavlara çalışsam sunumu kim yapacak? 5- Sunum için uğraşsam sınavları nasıl kurtaracam? vs vs vs
Bu sorular kafamda türemiş olup,klavye tuşlarıyla birlikte somut bir görünüm kazanmıştır.Okuyucunun yapabileceği tek şey şunları okuyup,üzülüp bana aklı sağlığı ve acil şifalar dilemektir.
arz ederim
28 Kasım 2008
Şeker gibi
25 Kasım 2008
a love story :p
Bugün 2-3 saatlik ders arası sebebiyle napsam napsam diye düşündüm.Sonra dedim gideyim kütüphaneye bir iki sayfa bişiler okuyayım bare.Yoksa öldür öldür geçmeyecekti şu zaman dilimi.Yaklaşık iki üç saat boyunca orda takıldım.Uzun süre bişiler okuyunca kafam dağıldı .Kaldırdım şöle başımı bakayım kütüphane milleti ne alemde falan diye.İçimde tuhaf ötesi hisler oluştu o an.Sesslik,tozlu raflar,kitaplar ve bir sürü okursever insan.Dedim insan en güzel burda aşık olur ya.Böyle aynı kitaba uzansa eller sonra pardon deyip diğerine öncelik vermeye çalışılsa falan.Issız adam filminde de böyle bir sahne varmış galiba onun gibi işte(hala gidemedim şu filme pef)Hatun kız kafayı yedi demeyin valla.Millet barda diskoda kendilerine birilerini ayarlamaya çalışırken,ben tamamen masumane bir şekilde kütüphanede tanışmaktan bahsediyorum.Hayattaki tutkularımdan biri edebiyatsa hayatımın diğer tutkusu neden kütüphanede tanıştığım biri olmasın ki :)Zaten elinde kitap olan insanlara karşı acaip bir sempati beslerim tanısam da tanımasam da.Daha inandırıcı gelir bana mesela ne bileyim işte.Sanki hepsi böyle efendi insanlar..Çok okurlar, çok çalışırlar ..Boş işlerle uğraşmayacak kadar akıllıdırlar vs.Acaip bir karizma yüklerim onlara anında.Kütüphane gibi bir mekan da bunları düşünmek de ilginçtir halbuki.Dediğim gibi ya ben deliriyorum ya da sezen aksu bütün bunlara sebep,bilemiyeceğim.
24 Kasım 2008
♫ günün kırıntısı ♫
Havanın giderek soğumaya başladığı karanlık ve kasvetli bir kasım ayında ,yorucu bir günün ardından kendimi Johann Sebastian Bach'ın tınılarına teslim etmekten daha azametli daha huzur verici bir şey olabilir mi acep?hiç sanmıyorum..
23 Kasım 2008
Katip Beeenim Ben katiiiibin El Ne Karışıııır
Madem işim gücüm yok dedim bari şu bitirdiğim kitabı bir analiz edeyim.Kitabın adı Katibim.Dışarı çıktığım bir gün öyle rastgele bulmuştum.İsimi size tabiki yabancı gelmeyecektir.Çünkü aynı isimle bir İstanbul türkümüz mevcuttur.İlkokulda okuma bayramlarının vazgeçilmezidir adeta.Kızların elinde süslü şemsiyeler,küçük beylerin başında fesler üüüüsküdaraa gider ikeen aldı da bir yağmur eşliğinde çeşitli neşeli figürler sergilenir.Okuduğum kitap da dillere pelesenk olan bu eğlenceli türkünün gerçek hikayesini anlatmakta(kitabın başında kişiler ve olaylar gerçektir diye yazıyor onun yalancısıyım) .Efenim baş kahramanlar tabiki Semih isimli katip ve Nazikeda isimli bir İstanbul soylusu.Semih Bey Üsküdar halkınca günümüz diliyle mühitin cillobu :D olarak nitelendirilen kara kaşlı kara gözlü boylu poslu bir beydir.Bu bey Gülfidan isimli bir hatunceğizle evlidir ve hatta bir tane de çocuğu vardır.Giyimiyle efendililiği ve güzelliğiyle herkesin dilinde olan bu adamın kötü huyuysa çapkınlığıdır.Üsküdar da gönlünü çalmadığı kadın yoktur.Şimdi diceksiniz ki anaaaam bu adam hani evliydi vay deyyus vay vs !Ama yıl 1800 ler.. yani bir kaç hatunlu haremlerin gayet normal karşılandığı zamanlar..Haliyle Gülfidan hanım da ses etmiyor kocasının çapkınlıklarına,mahallelinin dedikodusuna.Ossun diyor,ben beyime güvenirim hem o erkektir istediğini yapar, yeter ki beni ve kızımı ihmal etmesin!(amma da geniş gönüllü insanlarmış hea).Semih bey kısaca böyle bir şahsiyet işte.Geldik Nazikeda hanımefendiye.Bu hatun 30 lu yaşlarında,başından iki evlilik geçmiş olan bir şahsiyettir.Birinci evliliğini babasını kırmamak için,ikinci evliliğini de annesini üzmemek için yapmıştır.(bu da acaip bir olgu he bi kere de kardeşi için evlenseymiş yazık hakkı kalmasın :D)Birinci kocası yaşlı başı herifin tekiymiş ama çok zenginmiş.Tabi allahın rahmetine kavuşunca bütün mal mülk hanlar hamamlar Nazikeda ya kalmıştır.İkinci kocası da öbür dünyayı boylamıştır.Genç ve güzel bir kadındır kendileri.Böyle bele kadar inen kumral saçlarmış efenim ne söliyim şöyle gür kirpikli mavi gözlü vs.Tabi onun da peşini bırakmıyor istanbul efendileri.Hem zengin,hem güzel bir kadını kim yalnız bırakır ki? Dimi yaff.Ne kadar teklifler gelse,ne kadar maniler dolu aşk mektupları(valla en çok bunları sevdim okurken nasıl güzel süslü cümleler aman yarap) alsa da kimsede gönlü yoktur.Zaten iki evliliğini hiç sevmediği adamlarla yapmıştır ve artık usanmıştır bu durumdan.Aşk lazım azizim aşk diye kendini harap etmiştir .Bir gün rüyasında güzel sesli bir adamın güzelce türkü yaktığını duyar(hayır katibim değil bu türkü).Sabah kalktığında çok etkilenir bu rüyadan.AAAAh ah der.Keşke rüyamdaki o adamı bulabilsem.Yüzünü görmedim ama o sesi beni kalbimden vurdu der.Aama neeerdee.Sadece bir rüyaydı bu diye kendini kahreder , hüzün dolar taşar.
Günün birinde güneşli bir havada canı sıkılır ve deniz kenarında kayıklarla gezi yapmaya karar verir.Tabiki tek başına gidemeyeceği için kayığı erkek yönetiminde 3-4 kişi daha doldurur.Bunlardan biri hizmetlisi Zülfikar,öbürü lalası Lüsiyen(aynen de böyle yazıyordu) ve teyzesi bilmem kim hanım.Şöyle salına salına giden kayıkta etrafını seyretmekte iken,birden rüyasında duuyduğu sesin aynısını duyar.Teyzesine bu sesin kimden geldiğini sorar.Teyzesi ona yanlarından geçmekte olan kayığı işaret eder.Tam o anda Nazikeda kayığın içindeki boylu poslu kara kaç göz olan Katibi görür ve hikaye ahanda böyle başlar.
Olayların bundan sonraki seyrini tahmin edebilirsiniz muhtemelen.Dul bir kadın ve evli bir adamın gayrimeşru aşkları.Şimdiki gibi zıvanadan çıkmış ilişkiler gibi değil elbet.O kadar mesafeli ve saygılı bakıyorlar bu olaya hayran kaldım.Bir çok engelle karşılaşıyorlar haliyle.Dedikodular çıkarıyor insanlar daha neler neler.O kadar şeye katlanıyorlarsa da kötü bitiyor hikayenin sonu ve Katibim türküsü doğuyor.(Neler olduğunu anlatmayacağım işte baane baane :D )Bu türkü her ne kadar içimizde oynama hisleri uyandırıyorsa da çok acılı bir aşkın nağmelerini taşıyor aslında.Artık her duyduğumda aklıma bu hüzünlü hikaye gelecek ve oynama hislerim körelecek malesef.
Semih in Nazikeda ya yazdığı mektuplardan birini paylaşayım bari :)
''Meleklerin meleği,
Bu bir kadına yazdığım ilk mektuptur.
Bunu öğrenmek veya duymak sizin için güç olmayacaktır.
Aşk bir defa doğar.
Onu yaşatmak sizin elinizdedir.
Semih..''
lürü lüürü lürü
Afraaa tafraaa heef peef valla sevmiyorum ben şu pazarları :/
21 Kasım 2008
Happiness ?
Dün hand in my pocket ı dinlerken içimden bunları yazmak geldi ve yazdım da :)Mutluluk dedikleri neydi acep
Uzun vadede planlanmış, dayalı döşeli programlar mıydı
Yoksa yolda giderken rastgeldiğin o güzel gün batımı mıydı
Mutluluk dedikleri neydi acep
Hırslarına karşılık yeni hırslar icat etmen miydi
Yoksa sabah uyandığında açık pencerenden içeri giren özgürlük havası mıydı
Mutluluk dedikleri neydi acep
Dün olduğu gibi bugün de avucunun içindekileri rüzgara kaptırmak mıydı
Yoksa bütün gün diline dolanan şarkının güftesi miydi
Mutluluk dedikleri neydi acep
Aynadaki çehrenin günden güne Dorian Gray e dönüşmesi miydi
Yoksa gün bitiminde evde seni bekleyen merhametli gözler miydi
Mutluluk dedikleri neydi acep
Çok düşünüp aramaya çalışma cevabı
Gözlerini kapat ve sadece hisset onu
En yakınında atmakta hâlâ kalbin
18 Kasım 2008
i ve become UNCOMFORTABLY numb..
i can't explain, you would not understand.this is not how i am...12 Kasım 2008
ölü ozanlar derneği
11 Kasım 2008
BENcil bi insanın satır araları
Bencilim be hemi de sonuna kadar.Bildiğim gibi yaşarım, o şu veya bu öyle yaşadığı için değil.Kafam rahat,içim huzurlu.Kaprislere, oyunlara, aldatmacalara gelemem.Ya olduğun gibi görün benim için ya da göründüğün gibi ol.Sahte maskelere bürünmek gözlerini saklayamaz zaten.Herşeyi ele veren de gözlerin olduğu için çabalamak boşunadır.Süslü cümleler kurma bana.Az ama öz söyle.Bilmediğin bir şeyi biliyormuşsun gibi gözükme.Vallahi çok acındırık durur gözümde çırpınışların.Sonra azcık derin ol kurtul sığlıktan.Kafamı karıştır bazen, içinden çıkamadığım cümleler sarfet.Hayran bırak kendine felsefenle.Sade ol bir de.Ne biliyim kendinden çok üç kişiymişsin gibi davranma.Kendini beğendirme çabasına da girme.Ben insanların en çok doğal halini severim.Bazen derin düşüncelere dalışını severim mesela,bazen de bir olaya şaşırıp kalmasını.Yapmacıklık!Sakın sakın yanına bile yaklaşma.Dünyada en çok nefret ettiğim şeylerin başında gelir bu.Olmayan gerçekten hissedilmeyen bir şeyi aslı böyleymişçesine sunma önüme.Kızıyorsan gerçekten kız, seviyorsan gerçekten sev.Hatta içinden öyle geliyorsa küfür de et bağır çağır ama sakın oynama.Çok atılgan olma.Her şey de varımdır,böyleyimdir şöyleyimdir bak havamdan da geçilmez yahu gibi tavırlarla dolanma etrafımda.Valla hazzetmem.Dediğim gibi bencil bir insanım.Herkesi kendi normlarıma göre değerlendiririm.Napayım huyum kurusun işte.Eğer bütün bu koşullara uygun olduğunu düşünüyorsan,böyle olmasan da çabalayabilecek kadar alçakgönüllüysen gel.Yoksa beni de kendini de oyalama.Hem benim işim gücüm var, gereksiz yüklerin hammalığını girişecek tarzda bir insan da değilim.Aksi durumda gözüme gözükmeden,kendini sevdirmeden kaybol, uğraşamam çok sıkıldım.
10 Kasım 2008
günün kırıntısı
9 Kasım 2008
Şoook! Eskişehire Korsan Baskını
Efenim başlığı görünce haliyle bu işin içinde bir iş olduğunu anladınız.Eskişehir gibi Anadolu'nun ortasına ikamet eden,deniz e ulaşması imkansız olan bu şehirde ne arar korsan.Fakat artık eski inanışlarımızı kenara bırakmanın vakti geldi.Ne demişler imkansız diye bir şey yoktur.Eskişehirde deniz mi vardı da yüzdürmedik gemimizi demiyeceğiz artık.Eski rektörümüz, hocamız ve şimdiki Eskişehir belediye başkanı olan Yılmaz Büyükerşen sayesinde Eskişehire büyük bir park yapıldı.Bu park baya büyükçene bir park.Yıllardır suya hasret Eskişehirlilerin bu hasretini gidermek için de yapay göletler oluşturulmuş hatta bununla da kalınmamış üstüne bir de korsan gemisi oturtturulmuş :)(geminin içi de halka açılacakmış ilerde,artık çekilecek pozları siz düşünün :) Dün gittim gördüm ve gerçekten hayran kaldım.Kendimi avrupa ülkelerinden birini seyahatteymişim gibi hissettim.Dağların yamacında, hafif sisli havada ve etrafınımı saran disneyland atmosferiyle çok güzel vakit geçirdim.Daha tamamlanmamış parkın hepsi.Şato vs gibi yapılarda eklenecekmiş.Bu haliyle böyle bir etki uyandırabiliyorsa üstümde tamamlanınca kim bilir daha neler yapar.Kesinlikle gidin görün derim ben.
Dipnot:Makinem yanımda olmadığı için resim çekemedim ancak bir dahaki gidişimde bir sürü kare yakalayacağım.Şimdilik diğer resimlere burdan veya şurdan bakabilirsiniz.

(hoca hoca olalı yapay göle maya çalmamıştı:)

(genel görünüm)
8 Kasım 2008
Dinlenmek Güzeldir
Vizeler bitti sonunda.İçimde nasıl bir huzur hakim anlatamam.Resmen ömrümden ömür çalıyor bu stresli olaylar ama artık özgürüm bir zamana kadar.Kitap aldım kütüphaneden.Yumuşacık yatağıma gömülüp okuyacağım..Güzel şarkılar da edindim kendime.Sonra filmler kestirdim gözüme izlemek için.Önümüzdeki haftayı kendime tahsis ediyorum.Kısa vadeli bir tatil yarattım :) 7 Kasım 2008
Dinlenilesi şarkılar I
Bazı şarkılar var insanı zorla aşık etmeye teşvik ediyorlar yahu.Ne zaman dinlesem şöyle börtü böcük havalarına giriyorum ya da ay keşke biri olsa da bu şarkıları itaf edebilsem diye kendi kendime söyleniyorum.Tabi sizi merak saldı (salmasa bile çaktırmayın:D) hangi şarkılar bunlar acep,biz de dinleyelim de aşkımız depreşsin diye.Şimdi efenim bugün yolda giderken mp3 çalardaki şarkılarımı şöyle güzelce katagorize ettim.Tabi çoğu şarkının teması aşk vs vs ama o hissiyatı veren,insanı çoşturan şarkılar azınlıkta haliyle.Yaklaşık olrk 30-40 a yakın şarkı tespit ettim ama hepsini buraya yazıp sizi olaydan soğutmanın anlamı yok diye düşünerekten 7-8 parçalık bir playlist yaptım.Artık gerisi sizin bilceğiniz iş.Yok kardaşım ne aşkı ne böcükü bunlar beni bağlamaz yoook yook falan derseniz tercihlere saygımız bakımından susarız.Müşteri velinimetimizdir nasılsa :)6 Kasım 2008
Nerde kaldı 'fairness' ilkesi acep
Moralim sıfır.İki sınavım da berbat ötesi geçti.Birincisi buna sebep kesinlikle ben değilim.İki sınavı birbiriyle çakıştırabilme yeteneğine sahip insanlar,bunu yaparken acaba o öğrencinin ruhiyet hali nasıl olur ya da motive olabilirmi ki bu iki sınava da diye düşünmedikleri için sonum tam bir felaket oldu.Biz sizin zamana ekleriz bi yarım saat siz hele bir ilkine girin sonra koştur koştur diğer sınavın yapıldığı bloğa gidip diğerleri bitirmek üzereyken haldur huldur girin sınıfa yetişirsiniz bişicik olmaz diye çözüm önerileri sundular bir de.Şans bu ya ikisi de ezber dersi.Kağıt önüme geldiğinde beynim dondu resmen.Hangisi neydi o ne ki bu mudur acep diye kalıverdim olduğum yerde.Bütün terimler,makaleler vs vs birbirine karıştı.Hele bir de çifte standartçı canım! hocalar da eklenince işin içine hevesim mevesim kalmadı o sınavı kurtarmaya yönelik.Bir türlü konsantre de olamadım giren çıkanlar yüzünden. Çoğu yapabileceğim sorulardı ve ben saçma sapan cevaplar karaladım ve öylece bitti gitti iki sınavımda.5 Kasım 2008
günün kırıntısı
4 Kasım 2008
Penceresi cam cama muallim
Hayattan ne istediğimi gerçekten bilmiyorum. Şimdi üniversitede okuyorum ve iki sene sonra çeşitli sınavlar dizisinden geçtikten sonra muhtemelen öğretmenlik rütbesiyle mezun olacağım. Fakat ben gerçekten bir öğretmen olabilir miyim? Şu ana kadar ki bütün planlarım ideallerim bu meslek doğrultusunda mıydı ki? Şüphelerim var..Dediğim gibi ne istediğimi bilmiyorum ya da istediklerim bu düzen dahilinde pek öneme sahip değildir.Ben mesela gezmek ,her yeri, her insanı, her kültürü öğrenmek istiyorum.Gittiğim ülkelerde yakaladığım karelerle güzel bir albüm oluşturmak istiyorum.Şu ana kadar yapamadığım bütün çılgınlıkları yapmak istiyorum,mesela yamaç paraşütü yapmak gibi.Sonra hesapsız,kurgusuz yaşamak istiyorum , sürekli sorunlarla mücadelelerle geçen yıllara inat.Belki içinizden bazıları bunlar için öğretmenlik engel mi ki diye sorabilir.Bence büyük engel çünkü öğrencilik yaşamım boyunca gerçekleştiremediğim şeyleri, meslek hayatına atılınca gerçekleştirebileceğimi hiç sanmıyorum.Belirli kurallar çerçevesinde geçirilmiş ve geçirilmeye devam edilecek uzun yıllar.. Şu anda bana alternatif iş sunsalar bile yine öğretmenliği isteyeceğimi adım gibi biliyorum çünkü makul olarak seçebileceğim tek meslek bu. Ömür boyu turist olamayacağıma göre bu durumu hayalperest bünyeme kabullendirmekten başka çarem de yok. Hem zaten hiç yoktan iyidir demiyor mu büyüklerimiz. En azından bilmem ne teyze yerine öğretmen hanım diye hitap ederler ileriki yıllarda.Öğrencilerim gelir elimi öperler, hal hatır sorarlar belki de..Dünyayı gezip görmüş kadar olurum artık..
2 Kasım 2008
...Kayıp Masal...

Medcezir misali gelgitte gönlüm
Çekiliyor sular kıyılarımdan
Kurak kalıyor kumsalım
Siliniyor ayak izleri esen yellerde
Artık ne adı kalıyor gökyüzümdeki yıldızlarda
Ne de varlığı belli
Sadece ince bir sızı geride bıraktığı
Belki de biraz yaş göz pınarlarımda
Solgun, yalnız gölgemle yürüyorum artık
Bu meçhul yolculukta...
Sıkıcı günler serisi
Off off. Canım acayip sıkılıyor. Kendimi enteresan bir boşlukta hissediyorum.Pazartesi vizelerim başlıyor.Okuyor gözlerim mevzu bahis derslerin notlarını ama aklım sınav moduna giremedi bir türlü.Kendimi internetin boyunduruğuna vermişim.O site senin bu site benim gezip duruyorum.Kendimi aynı anda edebiyat,müzik ve sinema sitelerinde bulabiliyorum.Yeni çıkan kitaplara göz atıyorum ya da varsa kitaplığımda okunmamış klasikler hangisini okusam acaba diye düşünüyorum.The Duchess filmi gösterime girmiş cuma günü görüp seviniyorum ve ne zaman uğrasam sinemaya diye hesaplar kitaplar yapıyorum kafamda.Sonra ara sıra televizyona takılasım geliyor, bakıyorum magazinsel şeyler var tadım kaçıyor kapayıp odama geçiyorum.Mp3 çalarımı takıyorum kulağıma bir türlü moduma uygun şarkıyı bulamıyorum.Yatağımın üstünde bağdaş kuruyorum,düşüncelere dalıyorum.Sayıyorum,sövüyorum şu pazar günlerine.Hele ki ertesinde beni bekleyen bir sürü sınav varsa hayat pek çekilmez yahu!
31 Ekim 2008
günün kırıntısı...
Şatom olsun istiyorum. Sonra bir adet lordum olsun saçlar hafif dalgalı kuzey rüzgarına karşı dursun savursun paltosunu. Şatomun duvarı çiçekli kağıtlardan , perdesi kadifeden olsun sonraaa şöminem olsun etrafında antika resimler. Bir de şamdanlarım olsun işlemeli işlemeli.Piyano dursun şöyle köşede.Ahşap olsun merdivenleri yürüyünce gıcırdasın.Şömineyle aydınlansın oda.Kitap okuyarak geçsin günler,atla yapılsın yolculuklar.Pembe pelerinim olsun beni soğuktan koruyan.Balolar olsun en gösterişli salonlarda güzel güzel süslenip gitsem.Salonun bahçesinde ay ışığında vals yapsak lord la.Hiç bitmese müzik hiç vurmasa saat 12 y
e ve dönmek zorunda olmasam 2008 e.



