23 Mayıs 2011

günün kırıntısı_topuklu ayakkabılar


ben de alışverişe bile topuklu ayakkabıyla gidebilen kadınlardan olmak istiyorum ya..içten içe haset ediyorum sizi :( zaten ne zaman topuklu ayakkabı olmaya gitsem kendime göre bir tane bulamam..illa en rahatı olcak ya..yok bunun tabanı sert, yok bunun uçu üçgen geliyor parmakları kasar, yok bu çivi topuk arnavut kaldırımlarında yürüdüğümde aralara takılır bilmem ne..

rahat ayakkabılarımdan uzaklaşıp eziyet çekmek istiyorum ben..

21 Mayıs 2011

günün kırıntısı

hayatın önemli bazı kararlar üstüne inşa edildiği gerçeği insanın suratına çarpan şamar kadar tesirli..

17 Mayıs 2011

günün kırıntısı

bir reklamda diyor ya, bir şeyi çok istersin, elde etmek için uğraşırsın, çabalarsın, elde edersin ve hevesin kaçar..ben de böyle sıkılganım işte bir türlü anlamadılar

gidilen yol güzel, varılan yer değil

peff

15 Mayıs 2011

Kelebekler gibi birkiüç


Vals en sevdiğim dans türü...asil, neşeli, aşk dolu..vals müziği de ayrı bir güzellik.. insanın içini kıpır kıpır ediyor.. ilerde bir gün olur da evlenirsem, bütün salonun ahenkle vals yapmasını istiyorum...(ütopik ama napim ya )hep şu kahrolası filmler bizi bu hale sokan :D

bu da listemdeki en güzel vals parçalarından, paylaşıp neşe katayım sizlere..vals yapacak birileriz de varsa ne ala :)

12 Mayıs 2011

günün kırıntısı

soğuk bir mayıs gününde evde -sıcaktan bunalmış- oturuyorum yapacak dolu iş varken..birşeyi yapmak istemiyorsam o an, yapmam..bugün de öyle bir gün işte..

oturdum pc nin başına eskileri yad ettim..james blunt dinledim mesela..lisedeyken cam kenarında, okulun yeşilliklerinin en güzel göründüğü yerde oturup takardım kulaklığı, dalardım uzaklara şarkılarıyla..zaten ingiliz aksanı olması yetiyordu benim için..goodbye my lover, goodbye my friend derdi mesela..you're beautiful, no bravery derdi,fonda parmaklardan usul usul kayan piyano tuşları eşliğinde..bugün dinlediğimde yine aynı duyguları uyandırdığını gördüm, şarkılar böylesine garip senelerce aynı hissi taşıyıp yerleştiriyor insanın kalbine..Şimdilerde sesi soluğu çıkmıyor adamın, napıyorki acep

How I wish I could walk through the doors of my mind;
Hold memory close at hand,
Help me understand the years.
How I wish I could choose between Heaven and Hell.
How I wish I would save my soul.
I'm so cold from fear.


..

sonra bir de ville valo vardı Hım grubunun solisti-ki hala mevcut-..saçlar uzun ve kumraldı,yüze çizgiler düşmemişti şimdiki gibi..yeşil gözlü, beyaz tenli, siyahlı hoş bir adam dumanlar içinde şarkılar söylüyordu..bende de malum uzun saçlı renkli gözlü adam sevdası hakimdi o vait( gerçi uzun saç hala vazgeçilmezim ama çok uzun olmamak şartıyla he bir de dalgalı -tamam oldu-:P) ..şarkılarındaki sözcüklerin çoğunu anlayamazdım, malum finliler ingilizceyi anadilleri kadar iyi konuşuyorlar..sayesinde bir sürü kelime öğrenip, bir sürü karmaşık ingilizce yapıyı çözmüşlüğüm var...her ne kadar yaşla birlikte müzik zevkleri değişse de, arada bakarım bir zamanlar oluşturduğum him arşivine..hey gidi günler bee



bu da en sevdiğim performansı..

11 Mayıs 2011

hell, yeah!

Pargalının pişkin, sevindirik hallerini gördükçe sana daha bir uyuz oluyorum bülünnüü??hürrem olup boğdurasım geliyor yeminle

tasavvur edemiyorum üleyn hala!

9 Mayıs 2011

Mim'ci gelmiş

Negzel ve Ruhum Sarışın mim atmıştı bana, yazayım ben de :)

Blog açma hikayeniz var mı? Varsa nedir? Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz?"

Yazma girişimlerime eskilerin bildiği:P windows live space te başladım..o zaman msn arkadaşlarım uğrar da okurlar belki diye yazardım ama şimdiki gibi günce formunda değildi..daha çok deneme, öykü şiir vs. yazardım. (o zamanlar pek sanatsaldım, duygulsaldım, malzemem çoktu hayata dair vs.)neyse o zamanlar windowslive da yazdıklarımı okuyan bir arkadaş-kendisi de şu an da okuduğum blogçulardan biri- bana blogspot alsana kendine yahu orda daha rahat yazarsın ve bir sürü kişi okur yazdıklarını dedi ramiz dayı misali..ben de vay nasıl birşeydir ki bu acaba diye blog dünyasına adımımı attım..2008 den beri tepkilerimi, veryansınlarımı, sevdiklerimi sevmediklerimi yazdım durdum içimden geldiğince, dilimin döndüğünce..kimi zaman kısa tuttum cümleleri çünkü anlatacak bir sürü şey varken içimde düğümlenen sözleri zar zor geçiriyordum süzgeçten..kimi zaman uzattım da uzattım hayallerimden, zevklerimden bahsettim durdum işte..

şimdi neredeyse 3 yılı devirdim..geriye dönüp de yazdıklarımı okumak çok büyük haz..çünkü insan değil yıl içersinde ay içersinde haftalar arasında bile değişimin kenarından köşesinden geçiyor, olgunlaşıyor hatta bazen daha da çocuklaşıyor..bütün bunların gelişimini görmek, kendi içime bir ayna tutmak için yazadurdum..tabi burada tanıdığım insanlar, farklı yaşam stilleri de bana kar..seviyorum bu ortamın içinde bulunmayı, değişik insanların yorumlarınıı görmeyi, onların yazılarını takip edip empati geliştirmeyi duygularına ortak olmayı vs. vs.

kısacası seviyorum blog yazmayı..ne zaman yazmayı bırakırım bilmiyorum ama bunu hiç mi hiç istemiyorum..içimdekiler tükenme sınırına erdiğinde kendi kendin imha eder blog belki, bilemiyorum :)

6 Mayıs 2011

bir sen eksiktin.


**mynet haberden okuduğuma göre kasım ayında büyük bir göktaşı dünyanın yakınından geçecekmiş ve dünyaya çarpma gibi bir olasılığı da varmış..çarpsın da toptak kurtulalım yok yok şaka yaptım daha karpuz keseceğiz..dünyanın içine etmiş de bulunsak daha gidilecek yollar, görülecek yerler yaşanacak şeyler var..göktaşı nereye böyle sorarım sana?

** tamam sindiriyor insan her şeyi, öğreniyorsun gün be gün hislerini makul çerçeveye oturtup mantığa bürümeyi, ala! ama ben en çok neler oluyor şimdi acep diye merak ediyorum, işte bir tek buna engel olmıyorum..önceden çizmiş olduğum renk yoksunu şablonlarıma yerleştiriyorum resmini sonra..hareketli kılıyorum teker teker ardından yine bir merak vuku buluyor, hayatın nasıl gidiyor acaba diye?

** şu soğuk havalar nasıl da hatırlatır cinsten sonbaharı..görüyorsun ya baharı bile çok görüyor sana birileri..o birileri benim en çok sonbaharı sevdiğimin farkında sanki, gözlerimi yumduğumda uçsuz bucaksız eylüller görmem mutluluğuma delalet olmalı o vakit, değil işte yine de..sebebi yok.

** göktaşı dünyaya değerse bir boşluk oluşacak biryerlerde ve böyle büyük boşluklar anca yığınlar tarafından oluşturulabilir..insan ruhuna değen taş yığınları gibi..dünyanın sonu gelmiş ne yazar

** aslında bir şey olduğu yok bu veryansınlara sebebiyet verecek..zaten asıl sorun da 'hiçbir şey olmaması' kayda dair..taş yığınlarının yarattığı boşluktan daha beter sıkıntının yarattığı boşluk...dermanı nedir, ne değildir bilmem.

**yine de insan gül dalları altına sığdırdığı düşlerinden haber bekliyor işte, insanız çünkü nihayetinde..hıdırellez belki bize de yarar diye kafamızı yastığa rahat koyuyoruz bir gece de..

fena mı?

4 Mayıs 2011

günün kırıntısı

Her ne kadar şehir çocuğu olsam da içimde bir yerlerde kır tutkunuyumdur..Doğaya karıştığım anda yüreğime donan dinginlik, burnuma gelen o köz kokusuyla karışmış çiçek kokularının verdiği özgürlük hissi gibisi yok..


çok bir şey istemiyorum aslında..şu resimdeki gibi dertten tasadan, hayata dair tüm endişelerimden sıyrılıp sade ama zarif bir yaşantı diliyorum...e bir de liman olmalı tabi en dingininden.

1 Mayıs 2011

...

yarın herkes için yeni bir gün değil..

kuşlar aynı dallara konacak mesela
güneş aynı yerden doğacak
saat aynı zamanı vuracak


zamana değmeyen bir ben kalacağım, korkarım..ben ve hayallerim.


gülegüle nadas vakti çoktan gelmiş aşk