21 Kasım 2011

zamanı gelmiş olmalı

ahh blogum, benim bahtsız yavrum seni buralarda kör topal yetim bıraktım..neden diye soracak olsan şu bu vs. vs. gibi bahaneler dizisini sunmak istemem sana..içimden gelmiyor bazen yazmak çizmek..konuşmaktansa sükutu daha iletişimci bulduğum o zamanlardan birindeydim işte...insanları derin bir inceleme sürecine almış bulunmaktayım pusudan süzüyorum hepsini...e bu da doğal olarak kalemin ucuna biraz o pusdan bulaştırıyor öyle ya da böyle.


madem dönmeye karar verdim, ısınma hareketi kabul edelim bu yazıyı da o vakit..günler haftaları kovalamadan görüşmek dileğiyle..


saygı ve hürmet müeseseden sizlere ikram:)

3 Ağustos 2011

yine ben.

selam blog. uzun süreden sonra bir göz atayım da hatırın kalmasın istedim. sözü de uzatmak istemem galiba bu gidişle blog yazarlığına son vereceğim. Çünkü yazacak kayda değer birşeyler bulamıyorum dahası hayatıma değecek kayda değer olaylarla sarılı değilim. mezun oldum iş güç peşindeyim kpssydi atanmaydı atanamamaydı bilmem ne. artık yazasım gelmiyor çünkü kendimi tam anlamıyla yansıtamıyorum yazılarımda. blog benim değil sanki etrafımda bir sürü tanıdık gözle çevirilmişim mahsur kalmışım hissi veriyor. hala boş bir çerceveyim ve artık dolup dolmamak arası düşüncelerim de yok öyle kabullendim hallerimi. öyle masa üstünde unutulmuş ve fotoğrafla bezenmek için çaba dahi gösterilmeyen eskitme görünümlü yeni boş bir çerçeve işte..ne çıkarmak istiyorsan bu tahlillerden çıkar..keyif senin

şu ana kadar gözlemlediklerimden ve yaşadıklarımdan çıkardığım sonuç dünyanın adalet terazisinin çarpıklığını yüzüme yüzüme vurmaktan ileri gidemedi.bunun sebebi belkide benim tembelliğim ya da negatifi kendime daha yakın bulmamdan kaynaklı da olabilir. neyse ne önemi var. konuş konuş sonra aptal aptal somurt ve izle

çok yararsız..belki yaralı bir şeyler bulduğumda geri dönerim biryerlrde kendime ve bloga..bu yazdıklarımdan bitkisel yaşantı içersinde olduğumu falan da düşünmeyin..benim bloga yansıyan yüzüm dışardakinden hep farklı olmuştur..içim sıkıldıkça dışarı açarım kendimi..yine öyle yapacağım istanbulu eskisi kadar sevmesem de..

haydi ben kaçar, kendimi bulup döneceğim üç vakte(...) kadar. siz kendinize kalın, aman!

7 Temmuz 2011

Yaşıyorum len

en azından.

21 Haziran 2011

hayat garip

birini tanırsın sanırsın ama yolda yüz yüze geldiğinde bilmezsin ya aslında..

işte böyle bir şey hayat :)

15 Haziran 2011

günün kırıntısı ki bir gün o da tükenecek gibi

bu gidişle blogum söylecek onca şey varken iki kelime dahi etmeyi becerememekten twitter'a dönecek...korkuyorum ay, sen de kayboldun gittin tüm dikkatimi sana vermişken :((

bazen herşey hep aynı kalacakmış gibi hissediyorum ve bu hissettiklerimin kendini gerçekleştiren kehanet olmasından endişeliyim..üfff!
haritada yerini saptamış olduğum sayın izleyicim, orası her neresiyse beni de götür, sıkıldım herşeyden..

14 Haziran 2011

deli etme beni

şu 45 likler gibisi yok..o zamanın teknolojisi çok iyi olmamasına rağmen, solistin sesi nasıl da güzel çıkıyor.bu şarkı sevdiklerimden paylaşayım madem


Tülay Özer - Deli Etme Beni ASK...45'lik Kayit <>

bu geçen ömürde yalanmış sevmek
tüketirmiş insanı böyle beklemek
özlemi hep içimde ölünceye dek
deli etme beni aşk deli etme

13 Haziran 2011

gecenin kırıntısı

öğlen uyumanın en büyük cezası herkesin rüya gördüğü şu zaman diliminde, gereksiz işlerle uğraşıp bir de üstüne hüzünlü bir şarkı açıp saçma saçma nette dolanmak ve burda girdi yayınlamak olmalı.(bir de ortamın loşluğundan faydalanıp kan emmek için sabırsızlıkla bekleyen, bilgisayarın yüzüme vuran ışığında zar zor ayırt ettiğim pragmatist sivrisinek, utanmıyorsun değil mi?)

iyi geceler her kim orda ise. gece gece felsefe yapıp canını sıkacaktım vazgeçtim. berrak gökyüzü ve camdan gelen hanımeli kokusu caydırıyor biraz. ama az da olsa bir burukluk hakim tabi.

Time, make it go faster

9 Haziran 2011

bazen.

bazen hiç tanımadığın ya da uzun zamandır görüşmediğin birileriyle konuşmak ister insan..her zaman etrafında olanlara anlatmaktan sıkıldığın şeyleri onlara anlattığında heycanla dinlerler belki diye..

bazen işte böyle şeyler geçer aklımdan..ama belkiler, bazenler ve böyleler doldurmuyor insanın kalbini..

ne yapayım?

6 Haziran 2011

Mim gelmiş, hoşgelmiş

Burcu beni eğlenceli bir konuda mimlemiş mezuniyet hediyesi olarak..teşekkürlerimi iletip yazamaya başlayayım mim'in konusunu:

Gıcık olduğunuz şeyler nelerdir?

Efenim, öncelikle ben asabiyken ya da canım sıkkınken etrafımdaki herşeyi gıcık bulurum...tıpkı şu resimdeki somurtkan şirinden beter olurum böyle zamanlarda ama genel manada gıcık olduğum şeyleri yazayım fazla uzatmadan :p


** öncelikle derdim olduğunda paylaşmak için görüştüğün kişinin sürekli olarak kendinden bahsedip bana derdimi söyleme fırsatı bırakmamasına sinir oluyorum..benden çok bahsettik biraz daha benden bahsedelim, görüşündekiler :z


**haftasonu çarşıdaki gereksiz kalabalığa sinir oluyorum..sevmiyorum insanlarla dipdibe yürümeyi..içime fenalıklar basıyor böyle durumlarda..


**öpüşken insanlara ve ilk kez gördüğü biriyle anında can ciğer kuzu sarması olabilen! tiplere uyuz oluyorum..çünkü ben hiçbir zaman öyle olamadım..daha tanımadan etmeden ne bu samimiyet yahu, bıraksalar çocukluğuna kadar iner..hayret bişi


**bir konuda ısrarcı olunmasına sinir oluyorum..yahu bir kere söylenince zaten idrak ediliyor niye insanın içini bayana kadar baskı yapıyorsun ki aynı şeyleri..bi sus ya


**sadece kendi bildiğini doğru zanneden ve karşısındaki insanın düşüncelerini bastırmak, kendini zeki, çok bilen görmüş geçirmiş, hakkını savunan biri gibi göstermek adına ısrarcı davranarak aptalca durumlara düştüğünü farketmeyen insanlara sinir oluyorum..


**konuşurken karşısındakinin gözlerine değilde duvara, yandan geçebilme ihtimali olan arabaya ya da çevredeki herhangi bir nesneye çeviren tiplere de gıcığım...


**yumurtalı bulaşıkları yıkamayı hiç sevmiyorum ve sırf bu yüzden canım yumurta çekse bile yapmadığım oluyor..midem bulanıyor yahu kokusundan


**kendi ölçülerime göre kesip tabağımın yanına koyduğum ekmek diliminin sağ ya da sol taraftan birinin gasp etmesine kıl oluyorum..ya orda bir poşet ekmek varken ne diye gelip önümdekini alıyorsun..git poşedin içinden al yahu..


**tv deki sabah kuşağı programlarının topuna sinir oluyorum..


** kıyafetlerimi başkasına ödünç vermeyi de sevmiyorum..al kitaplarımı başka bir şey amennah, ama kıyafet olayından hiç hazzetmiyorum yahu..


**burnu kafdağında olup da beş para etmeyen adamlara gıcık oluyorum..


**yanında karısı, kız arkadaşı varken hala dışarıdakileri dikizleyen erkeklere sinir oluyorum..


**kendini aptal yerine koymaya bayılan, böylelikle daha seksi ve tercih edilen olduklarını düşünen kızlara sinir oluyorum..gerçi haklılar da artık talep bu yönde!


**canım birşeye sıkılmışsa herkese surat yapıp tersleme huyuma sinir olyorum..


**gripli zamanlarda umursamazca davranıp aynı ortamı paylaştığı diğer insanlara da bulaşmaması için çabalamayanlara da gıcık oluyorum..


daha çok var da bu kadarı aklıma gelenler :)

2 Haziran 2011

günün kırıntısı

mezuniyet telaşındayım şimdilerde..pazar'a üniversite bitirme temsili olan kep törenim var...üniversiteyi bir hayal gibi düşünürken lise dönemlerinde, şimdi bir hayalin nasıl da hızlıca tükenip geçtiğini görmek düşündürüyor insanı..galiba yaşamın genelinde böyle bir duygu hakim...erişene kadar gözde büyüyen 'şey' elde edildikten sonra su gibi akıyor ve 'herşey' gibi oluyor insanın gözünde..


şimdi 16 senedir alışkın olduğum bir yaşamı geride bırakıyorum..artık önümde uzanan yollar daha zorlu gibi..iş bulma telaşıyla koyulacağım bu yola..

inşallah her şey istediğim gibi olur..mübarek günde duamı da ekleyeyim

amin ( =

23 Mayıs 2011

günün kırıntısı_topuklu ayakkabılar


ben de alışverişe bile topuklu ayakkabıyla gidebilen kadınlardan olmak istiyorum ya..içten içe haset ediyorum sizi :( zaten ne zaman topuklu ayakkabı olmaya gitsem kendime göre bir tane bulamam..illa en rahatı olcak ya..yok bunun tabanı sert, yok bunun uçu üçgen geliyor parmakları kasar, yok bu çivi topuk arnavut kaldırımlarında yürüdüğümde aralara takılır bilmem ne..

rahat ayakkabılarımdan uzaklaşıp eziyet çekmek istiyorum ben..

21 Mayıs 2011

günün kırıntısı

hayatın önemli bazı kararlar üstüne inşa edildiği gerçeği insanın suratına çarpan şamar kadar tesirli..

17 Mayıs 2011

günün kırıntısı

bir reklamda diyor ya, bir şeyi çok istersin, elde etmek için uğraşırsın, çabalarsın, elde edersin ve hevesin kaçar..ben de böyle sıkılganım işte bir türlü anlamadılar

gidilen yol güzel, varılan yer değil

peff

15 Mayıs 2011

Kelebekler gibi birkiüç


Vals en sevdiğim dans türü...asil, neşeli, aşk dolu..vals müziği de ayrı bir güzellik.. insanın içini kıpır kıpır ediyor.. ilerde bir gün olur da evlenirsem, bütün salonun ahenkle vals yapmasını istiyorum...(ütopik ama napim ya )hep şu kahrolası filmler bizi bu hale sokan :D

bu da listemdeki en güzel vals parçalarından, paylaşıp neşe katayım sizlere..vals yapacak birileriz de varsa ne ala :)

12 Mayıs 2011

günün kırıntısı

soğuk bir mayıs gününde evde -sıcaktan bunalmış- oturuyorum yapacak dolu iş varken..birşeyi yapmak istemiyorsam o an, yapmam..bugün de öyle bir gün işte..

oturdum pc nin başına eskileri yad ettim..james blunt dinledim mesela..lisedeyken cam kenarında, okulun yeşilliklerinin en güzel göründüğü yerde oturup takardım kulaklığı, dalardım uzaklara şarkılarıyla..zaten ingiliz aksanı olması yetiyordu benim için..goodbye my lover, goodbye my friend derdi mesela..you're beautiful, no bravery derdi,fonda parmaklardan usul usul kayan piyano tuşları eşliğinde..bugün dinlediğimde yine aynı duyguları uyandırdığını gördüm, şarkılar böylesine garip senelerce aynı hissi taşıyıp yerleştiriyor insanın kalbine..Şimdilerde sesi soluğu çıkmıyor adamın, napıyorki acep

How I wish I could walk through the doors of my mind;
Hold memory close at hand,
Help me understand the years.
How I wish I could choose between Heaven and Hell.
How I wish I would save my soul.
I'm so cold from fear.


..

sonra bir de ville valo vardı Hım grubunun solisti-ki hala mevcut-..saçlar uzun ve kumraldı,yüze çizgiler düşmemişti şimdiki gibi..yeşil gözlü, beyaz tenli, siyahlı hoş bir adam dumanlar içinde şarkılar söylüyordu..bende de malum uzun saçlı renkli gözlü adam sevdası hakimdi o vait( gerçi uzun saç hala vazgeçilmezim ama çok uzun olmamak şartıyla he bir de dalgalı -tamam oldu-:P) ..şarkılarındaki sözcüklerin çoğunu anlayamazdım, malum finliler ingilizceyi anadilleri kadar iyi konuşuyorlar..sayesinde bir sürü kelime öğrenip, bir sürü karmaşık ingilizce yapıyı çözmüşlüğüm var...her ne kadar yaşla birlikte müzik zevkleri değişse de, arada bakarım bir zamanlar oluşturduğum him arşivine..hey gidi günler bee



bu da en sevdiğim performansı..

11 Mayıs 2011

hell, yeah!

Pargalının pişkin, sevindirik hallerini gördükçe sana daha bir uyuz oluyorum bülünnüü??hürrem olup boğdurasım geliyor yeminle

tasavvur edemiyorum üleyn hala!

9 Mayıs 2011

Mim'ci gelmiş

Negzel ve Ruhum Sarışın mim atmıştı bana, yazayım ben de :)

Blog açma hikayeniz var mı? Varsa nedir? Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz?"

Yazma girişimlerime eskilerin bildiği:P windows live space te başladım..o zaman msn arkadaşlarım uğrar da okurlar belki diye yazardım ama şimdiki gibi günce formunda değildi..daha çok deneme, öykü şiir vs. yazardım. (o zamanlar pek sanatsaldım, duygulsaldım, malzemem çoktu hayata dair vs.)neyse o zamanlar windowslive da yazdıklarımı okuyan bir arkadaş-kendisi de şu an da okuduğum blogçulardan biri- bana blogspot alsana kendine yahu orda daha rahat yazarsın ve bir sürü kişi okur yazdıklarını dedi ramiz dayı misali..ben de vay nasıl birşeydir ki bu acaba diye blog dünyasına adımımı attım..2008 den beri tepkilerimi, veryansınlarımı, sevdiklerimi sevmediklerimi yazdım durdum içimden geldiğince, dilimin döndüğünce..kimi zaman kısa tuttum cümleleri çünkü anlatacak bir sürü şey varken içimde düğümlenen sözleri zar zor geçiriyordum süzgeçten..kimi zaman uzattım da uzattım hayallerimden, zevklerimden bahsettim durdum işte..

şimdi neredeyse 3 yılı devirdim..geriye dönüp de yazdıklarımı okumak çok büyük haz..çünkü insan değil yıl içersinde ay içersinde haftalar arasında bile değişimin kenarından köşesinden geçiyor, olgunlaşıyor hatta bazen daha da çocuklaşıyor..bütün bunların gelişimini görmek, kendi içime bir ayna tutmak için yazadurdum..tabi burada tanıdığım insanlar, farklı yaşam stilleri de bana kar..seviyorum bu ortamın içinde bulunmayı, değişik insanların yorumlarınıı görmeyi, onların yazılarını takip edip empati geliştirmeyi duygularına ortak olmayı vs. vs.

kısacası seviyorum blog yazmayı..ne zaman yazmayı bırakırım bilmiyorum ama bunu hiç mi hiç istemiyorum..içimdekiler tükenme sınırına erdiğinde kendi kendin imha eder blog belki, bilemiyorum :)

6 Mayıs 2011

bir sen eksiktin.


**mynet haberden okuduğuma göre kasım ayında büyük bir göktaşı dünyanın yakınından geçecekmiş ve dünyaya çarpma gibi bir olasılığı da varmış..çarpsın da toptak kurtulalım yok yok şaka yaptım daha karpuz keseceğiz..dünyanın içine etmiş de bulunsak daha gidilecek yollar, görülecek yerler yaşanacak şeyler var..göktaşı nereye böyle sorarım sana?

** tamam sindiriyor insan her şeyi, öğreniyorsun gün be gün hislerini makul çerçeveye oturtup mantığa bürümeyi, ala! ama ben en çok neler oluyor şimdi acep diye merak ediyorum, işte bir tek buna engel olmıyorum..önceden çizmiş olduğum renk yoksunu şablonlarıma yerleştiriyorum resmini sonra..hareketli kılıyorum teker teker ardından yine bir merak vuku buluyor, hayatın nasıl gidiyor acaba diye?

** şu soğuk havalar nasıl da hatırlatır cinsten sonbaharı..görüyorsun ya baharı bile çok görüyor sana birileri..o birileri benim en çok sonbaharı sevdiğimin farkında sanki, gözlerimi yumduğumda uçsuz bucaksız eylüller görmem mutluluğuma delalet olmalı o vakit, değil işte yine de..sebebi yok.

** göktaşı dünyaya değerse bir boşluk oluşacak biryerlerde ve böyle büyük boşluklar anca yığınlar tarafından oluşturulabilir..insan ruhuna değen taş yığınları gibi..dünyanın sonu gelmiş ne yazar

** aslında bir şey olduğu yok bu veryansınlara sebebiyet verecek..zaten asıl sorun da 'hiçbir şey olmaması' kayda dair..taş yığınlarının yarattığı boşluktan daha beter sıkıntının yarattığı boşluk...dermanı nedir, ne değildir bilmem.

**yine de insan gül dalları altına sığdırdığı düşlerinden haber bekliyor işte, insanız çünkü nihayetinde..hıdırellez belki bize de yarar diye kafamızı yastığa rahat koyuyoruz bir gece de..

fena mı?

4 Mayıs 2011

günün kırıntısı

Her ne kadar şehir çocuğu olsam da içimde bir yerlerde kır tutkunuyumdur..Doğaya karıştığım anda yüreğime donan dinginlik, burnuma gelen o köz kokusuyla karışmış çiçek kokularının verdiği özgürlük hissi gibisi yok..


çok bir şey istemiyorum aslında..şu resimdeki gibi dertten tasadan, hayata dair tüm endişelerimden sıyrılıp sade ama zarif bir yaşantı diliyorum...e bir de liman olmalı tabi en dingininden.

1 Mayıs 2011

...

yarın herkes için yeni bir gün değil..

kuşlar aynı dallara konacak mesela
güneş aynı yerden doğacak
saat aynı zamanı vuracak


zamana değmeyen bir ben kalacağım, korkarım..ben ve hayallerim.


gülegüle nadas vakti çoktan gelmiş aşk

30 Nisan 2011

günün kırıntısı_vega

Ne güzel müzik ne güzel söz ne güzel klip.



Vega - Elimde Degil by Aluxton Aluxton69

'Ne şimdi ne sonra ne boşluklar umrumda değil'

27 Nisan 2011

günün kırıntısı

şu güzel bahar gününde senden aşk dilesem çok masraflı olur muyum be hayat?



26 Nisan 2011

günün kırıntısı_nostalji

şu melodiyi duyup da içinde kıpırtı uyanmayanı kendini ritme kaptırmayanı yoktur herhalde..

it was already half past three but the night was young and so were we dancing

ney, nah neh nah!! katılan yok mu banaa :))


Vaya Con Dios - Na Neh Nah INDIEN94

Nefes aaaaal, dur bırakma içinde kalsın da patla!

Selam bilog. Sana içinde bulunmuş olduğum sinir, stres ve yorgunluk hali içinden sesleniyorum..her gün ayrı tantana her gün yeni bir şey. zaten son sınıf olmak ayrı bir külfet bir de üstüne gelecek kaygısı binince hepten çekilmez oluyor hayat..

kendimizi kurtaralım iş güç sahibi olalım diye girmediğimiz sınav kalmıyor zaten 16 seneden bu yana. Neyse hadi bunları sindirdik diyelim, bir de maratondaki atletler misali son atılımlarımızı da yapıp kurtulalım şu öğrenci haytından derken çelme takıyor birileri. Habire sınav iptal edip insanın sinir katsayılarıyla oynuyorlar yapmayın, etmeyin.

ales'ten bahsediyorum daha bu pazar almış olduğum..İzmirde yanlış basılmış kitapçıklar sebebiyle sınavı iptal etmeyi gündeme taşıyorlar yine..yahu biz eşşekmiyiz işimiz gücümüz yok da habire o sınav psikolojisine mi gireceğiz??her ne olursa olsun, ne verirsek gider bunlara zaten çaresizler falan diye mi görüyorsunuz ey yetkililer..sizin hatanızın bedelini niye ben güzelim gençlik yıllarımdan çalarak ödemek zorunda kalıyorum ki??

aynı şeyi kpssde de yaptılar geçen yıl..nasılsa son sınıfta tekrardan alacağım bu sınavı diye dert etmemiştim o zaman..ama peki ya şimdi yine aynı şey olursa?? çalışsam süper bir şekilde hazırlansam girsem sonra iptal olsa ve 2. sınavdan düşük alsam kim verecek hesabını, sorarım sizlere.

vallahi bıktım bee...cümlelerim birbirine girmiş, ruh hali karmaşık ama içimde kalacağına saçmalamak kaydıylda olsa yazıp kurtulayım diyorum..4. sınıf olmaktan da nefret ettiğimin altını çizerek belirteyim..

ya da stres dağıtmak adına alternatif yollar arayacağım, ebru şanlıyla pilates vs tarzı

beki geçer.

24 Nisan 2011

Mim gelirmiş uzaklardan II

Yine yeniden mim yollamış Sevgili Negzel bana uzaklardan. O bir tane yollamış ama ben iki tane yazacağım, hızımı alamadım :)

1.En sevdiğin 3 görsel: gün batımı, ay ışığının denize vurması, baharda odamın önünde gelin gibi beyazlara bürünen erik ağacı.

En sevdiğin 3 ses: dalga sesi, kuş sesi, vapur sesi (evet, istanbulu özledim)

En sevdiğin 3 tat: çikolata, elmalı pasta ana menüde dolma olabilir :)

En sevdiğin 3 koku:
yazın mahallemize dolan hanım eli kokusu, yağmur sonrası çam kokusu, tarçın kokusu (özellikle bayılırım hımmm)

En sevdiğin 3 his: dertsiz tasasız özgürce gezip dolanmak, güzel müzik eşliğinde yüzümü okşayan bahar rüzgarının verdiği serinlik, sevdiğim insanlarla bir arada olmak.

romantiğimdir evet :)

2.Size armağan edilen, çok sevip aldığınız,değer yüklediğiniz ya da birini hatırlatan peluş, maskot, oyuncak var mı? Varsa hikayesini anlatıp mim olarak yazabilir misiniz? Herhangi bir eşya da olabilir.

Sizine en sevdiğim oyuncağım Devecan'ı tanıştırayım. Bu deveciği bana ananemler ta ilkokuldayken getirmişlerdi Hac'tan. Yatağımın hemen başındadır sabah ilk onu selamlarım. Öyle bir bakışı varki böyle oy kıyamam hayat çok güzel olcak vs şeklinde.Tipine baksanıza resmen gözlerinin içi gülüyor devecüümün. Ne zaman sıkılsam onun boynunu hafif eğerek bana gülümsediğini görüp tebessüm ederim ben de..Çocukluğu geçeli çok olduysa da bu deveden vazgeçemedim taşındığım her yerde yanıma aldım.



Sıra geldi Mim'i başkalarına yollamaya. Bu iki mimden herhangi birini (hangisini istiyorlarsa) Hayalmeyal' e, Karanfil'e ve İyi kalpli Canavar'a yolluyorum-tabi yazmaya vakitleri olursa.

23 Nisan 2011

safçıkarcıeğilimleevreneolumlumesajlargöndermektenvebuncazamandırondangelecekherhangibir cevabıbeklemekten yoruldum.
*kuantum da bir yere kadar yani.

22 Nisan 2011

google

Her gün zarar verdiğimiz bu güzel dünyaya bir de yüzsüz gibi gün ilan ediyoruz.

ey insanoğlu ne riyarkarsın! cenneti göklerde aramaya devam et.

21 Nisan 2011

günün kırıntısı

**Kişisel bir devrim yaşansın istiyorum, zihnimde hakimiyet kuran o diktatörü alaşağı etmek istiyorum..mümkünse çabucak.

** herşey geldimi üst üste gelir zaten, boşken de dibine kadar boştur insan..

**25lerimde olsaydım, almış olduğun kararın bu kadar garip gelmezdi herhalde..'ne acelesi var zihniyeti' mi 'ne kadar erken o kadar iyi'ye dönüştürebilirdim belki..gerçi yavaş yavaş oluşmaya başladı sayende.

**aşk, o her neyse, tesadüf falan değildir, kadersel birşey bu karşılaşmalar.BENCE

** eskiden daha derin, satır aralarından aforizmalar akan, şiirler hikayeler döktüren sanatsal bir havası vardı bilogun. şimdilerde birşeyler eksik. cümlelerim giderek kısalıyor, söylemek istediklerim artarken.

** ergenlikte çıkmayan sivilceler şimdi ortam düzenin bozulduğu gerekçesiyle yüzüme darbe yaptı..yanağımın kenarındakinin yakıştığı söylenmiştir ebeveynler ..türkan şoray beni gibiymiş bırakallasen

**yaz da yaklaştı zaten, kışın yediklerimin acısı şimdi çıkıyor işte, oh shit! hiçbir zaman değil de dışarıya alışverişe gidildiğinde acı gerçekler yüzüne yüzüne çarpılıyor insanın

16 Nisan 2011

Mim gelirmiş uzaklardan

Selam blog, yine ben. Bu sefer bir mim'le geldim sana. Sevgili Negzel beni şu konuda mimlemiş :

Şu an kendi ruh halinizi, bir ezginin melodisiyle ya da bir şiirin satırlarıyla ya da bir veciz sözle ya da bir resimle aktarınız. Seçim sizin, hangisini istiyorsanız:)


şu an itibariyle beynim acayip yorgun, ruhumun da dinginliğe ihtiyacı var..istiyorum ki böyle gece olsun deniz kenarında ayın ışığıyla aydınlanmış kumsalda ayaklarımı nemli bir o kadar da ürtpertici kumlara uzatayım, hafif bir rüzgar yüzümü okşasın, yosun kokosunun o serinletici etkisi ciğerlerime dolsun ve herşey yerli yerine oturmuş olsun ve dehayatımda var olan curcunadan eser kalmasın..beyaz elbisem olsun koşayım uçayım vs. :)


şarkı olarak şu sıra çok dinlediğim Las palmas'ı vereyim..dinleyince dinginliği siz de hissedeceksinizdir.


I woke up in white cotton sheets

With a glass of champagne in my hand

I looked out the window beside me

Breathed in the sea and the sand

And all felt fine ...


I was the only one

Walking on the ocean that night

I was the only one

Encompassed and kissed by starlight

And all the fireflies whispered your name


Love, love

Dance with me in this moonlight

Love Love

Don't leave me now

it's only midnight

...

He's already gone


şarkıyı dinlemek isteyen de tıklayabilir :



mim'i üstüne alınan, beni okuyan herkese yolluyorum canı isteyen yazsın :))




görsel/ picture: rugni.com



14 Nisan 2011

günün kırıntısı


'bir kedim bile yok, anlıyor musun' modun girmedim hiç..tamam o sözcüklerin vermeye çalıştığı anlamda ortada bir durum mevcut fakat benim kedim olmasa bile balığım var son tahlilde (o kadar da terkedilmiş değiliz hani).


sıkıldığımda, bunaldığımda soluğu hep onların yanında alırım.. tiplerindeki ciddi ifadeden de anlaşılacağı gibi dertlerime ortak olurlar( daha çok dizi fragmanlarındaki kahramanlar gibi bir duruş sergilemişler ama neyse), dinlerler dinlerler arada ayıp olmasın diye tepki olarak baloncuk çıkarırlar, koridordan geçtiğimi gördüklerinde geçtiğim yere doğru yanaşıp ağız şapırdatırlar (sevinme efekti bu açlık değil, dil bilimci olan benim geçin kenara bakim). iki tane daha vardı bir tanesi siyah teleskop balığıydı..bahtı kara derdim ona, böyle hep bir izole edilmişlik hep kendi kabuğuna çekilmişlik hakimdi kendisinde..melankoli havuzunda yüzerdi, diğer balıklardan uzak yaşar dururdu içideki filozofu ürkütmemek için..sonunda hastalandı mı ne oldu bilmiyorum yemekten kesildi hayvancağız gün geçtikçe küçüldü minik vücudu sonra Hakkın rahmetine kavuştu :(( diğer japon balığımın akibeti belli değil, bir gün geldik baktık ki ölmüştü..iki tane de çöpçü var diplerde dolanan, bunlar etliye sütlüye karışmayan memur tipli balıklar, belli bir saate kadar işini görür sonra da en kuytu köşeye çekilip günün yorgunluğunu atarlar adeta.


balık deyip geçme bilog..insan, o minik canı olan varlıkla bile iletişim kurabiliyor, enteresandır..sanki insanın halinden anlar gibi odaya girdiğimde cama yakınlaşıyorlar ben de oturup onları seyrediyorum...karşılıklı selamlaşıp günün kritiğini yapıyoruz birlikte..her ne kadar onların yemek, s.çmaktan başka hayat kaygıları olmasa da idare ediyoruz işte


ne bilim

12 Nisan 2011

günün kırıntısı

dünyaya karşı tahammülsüzleştikçe mutsuzlukla baş etmek zorunda kalıyorum, bu da büklemeyecek kadar katı bir çehreye sebebiyet veriyor..

sanırım bir gün 'çat' diye kıralacağım, tam ortasından.

5 Nisan 2011

that's tautology

Uzak olanın cazip gelmesi, cazip gelenin uzak olması neden bizleri cezbeder durur ?

hiç anlayamadım



i love games.thats it

4 Nisan 2011

flaş tiviye kalasın işaallaa


Etrafımda beni sinirlediren, moralimi bozan ya da bozma ihtimali olan herkesi flash( ki bence flaş olsa daha da bizden olur) tv ye havale ediyorum..çin işkencesi gibi olsun bu onlara ..ankara havası çalarken çıstak çıstak, seksi kızlar şuursuz hareketlerle etraflarında dans etsin...iç karartıcı gece haberlerine kalsınlar işallaaaaaa.


yahu o değil de dünya bu kadar karmaşa içersindeyken bu tv nasıl oluyor da her an bir çoşma göbek atma, tahta kaşıkla sekme modunda ısrarcı olabiliyorlar hiç anlamıyorum..sabahtan akşama kadar hoppidi hoppidi..solistler desen eski dönem gazinolardan fırlamış gibi....o kadar kıvırmadan sonra bir gece haberleri kuşağına giriyorlar ki bütün o eğlenceden eser kalmıyor nasıl iç sıkıcı nasıl fenalık bastırıcı ( zaten arka fonda da siyah kullanıyorlar).


içinizde coşan duyguları bastırmayın, ya hep eğlence olsun ya da hiç haber..ben de gidiyorum şimdi du bakayım ne çalıyor


güverciiğğn uçuveeedii hoba hobaaaaaaa tey tey, dünyaaa güzelleriim

'Baharın gülleri açtı'

Bir nisan sabahına dilimde musiki eseriyle uyanmak hoş şey... Fakat bu şarkının sözleri iştah açıcı olmasa bile icra eden öyle bir söylüyor ki herşeyi olduğu gibi kabullenmenin, ümit kırıntılarıyla yaşamanın bile kişiye yeterli gelebildiğini gösterircesine..en çok da sibel can yorumunu beğeniyorum..popüler anlamdaki şarkılarının pek manidar, kayda değer bulmasam da Türk sanat müziğinde zevkle dinlerim. belki sizde dinlemek istersiniz efenim diye video bile koydum :

Baharın gülleri açtı Yine mahzundur bu gönlüm Etrafa neşeler saçtı Beyhude geçti bu ömrüm Ah gülemem, hiç gülemem Öyle sırdır ah bu gönlüm Kimselere söyleyemem Ah bu gönlüm Kime canım dedim Terk edip kaçtı Üstelik başıma Bin bir dert açtı Ah gülemem heytt beee

30 Mart 2011

günün kırıntısı

Yükseleni ikizler olan bir Yay burcu kadını olarak kafamdaki bir sürü düşünceyi anlamlı bütünler haline koymakta zorlanıyorum..(durumu daha detaylı ele alacağım)n'alakası var bu durumun burçlarla, onlar hurafe inanma hiç, deme. var çünkü. birgün karalar bağlar bir gün beyazlara bürünür, bir gün pop bir gün arabesk takılır(tamamen mecazi arabesk??!!) bulamadık ortayı azizim


dengesizlik? hayır..kavram karmaşası diyelim.hepsi bu

I can get nöööög satisfaction( hayat bağlamında, fesada bağlamayın hemen)

29 Mart 2011

sıkıcı. o her neyse

26 Mart 2011

günün kırıntısı


bazı kavuşmaların imkansız olması bizden değil ki ey sevgili!

23 Mart 2011

Neuschwanstein castle


vaktim, param olduğunda ve maceraperest tarihi bilgisi iyi olan bir yol arkadaşı bulduğum an gezmedik şato bırakmayacağım..rüya gibi ya




21 Mart 2011

günün kırıntısı

Ne zaman uzaklara dalsam ya da içim değişik, kırılgan duygularla bezense kendimi ispanyol şarkıcılarının ritimlerine bırakıyorum..ahh şu ispanyol gitarı ne garip.. insana aynı anda akdeniz meltemini, yakıcı güneşini hissettiren aynı zamanda da limandan ayrılan gemilerin hüznünü taşıtan türden.

ve monica molina en sevdiğim ispanyol şarkıcılardan..



'Aşk; gölgen ve gölgem denizde kayboldu...'

'Bir öğlen vaktiydi
ve güvercinler öldüler
yorgun düşlerimde'



♪bu da bir diğeri♪

20 Mart 2011

bazen

bazen herşeyden öyle çok bıkıyorum ki..uğraştığım bunca şeyi bir kenara savurup evimin hanımı çocuklarımın anası olayım diyorum(damat da kapıdaydı zaten)..bir işim param mevkim bıdı bıdım cart curtum olacak diye en güzel yıllarımı stresle mücadeleyle geçiriyorum. bir de üstüne aşklardan sevgilerden geçiyorum bunlardan sebep..

bir zaman gelip de çok geç olduğunda ne salakmışım demek istemiyorum..zararın bir yerinden dönüp telafisini yapmak istiyorum çoğu şeyin


keşke mümkün olsa...kolayca geri gelebilse köprünün altından akan sular..ama herkes değişiyor, değiştiriyor hayatındaki çoğu şeyi


ben gibi stabil değil ki dünya..

öhühühühüü

19 Mart 2011

40.000 yabancı öğretmen, gözümüz aydın!!!!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17312507.asp?gid=373

Meb'in şaka gibi kararlarından biri daha gündemde..Amerika, Kanada,İngiltere gibi ülkelerden 40.000 adet yabancı getirilecekmiş ingilizce öğretsinler diye. 40.000 evet!! Sen ülkende üniversite kontenjanlarını arttır dur, ingilizce bitiren herkese formasyon ver bunlar bir güzel işsiz kalsın, psikolojileri hayat düzenleri bozulsun Kpss gibi bir sınavı geçip atanabilmek için sen bir de üstüne yabancı öğretmen al..

Kim gelir 1.500 lira maaşa ya..onca yıldır didinip duran öğretmenlerin suçumuydu sanki yabancı dildeki bu kötü gidişat..garip garip düzenlenmiş kitaplar, en azı 40 kişilik bir sınıf, teknolojik imkansızlıklar, öğrencilerin maddi imkansızlıkları ve yine de birşeyler öğretebilmek için uğraşan ingilizceciler...sorun onlardaydı zaten bir türlü beceremediler bu dili öğretmeyi..onlara ne dil laboratuvarları, ne az nüfuslu sınıflar sunuldu da beceremediler yine de!! yeni mezun olanlarsa hiç olmasın daha iyi..zaten nasıl eğitildikleri meçhul, yabancılar varken onlar da kim

bu gelecek olan kişiler iki okuyup üfleyince ülkenin dil problemi hemen çözülecek..daha önceden nasıl da aklımıza gelmedi bu fikir!! teşekkürler 'MİLLİ' eğitim

16 Mart 2011

Oldies but goldies


**ne olurdu sanki saman tadında hayatlar yaşayacağımıza bundan 50-60 yıl önceki kültürü,adabı sürdürebilen insanlar olsaydık..hep özenir dururum o zamanlara-hep kusursuzmuş gibi gelir nedense- çok uzağa gitmeye gerek yok o dönem çekilen filmlere bile göz attığınızda bu hissi yakalayacaksınızdır az çok. Kadın daha bir kadınmış, adamsa tam Osmanlı beyefendisi. Ne maçoluğu bağnazlığa götürecek kadar saplantılı ne de saygı kavramını yitirmişçesine yılışık. Kadınlar her daim zarif, bakımlı. Biz evde eşofmanlarla gezinirken onlar takılarıyla uzun zarif etekleriyle bekliyorlardı evlerinde. Biz ise şimdilerde kot pantolonların içinde rahatlığı zerafete tercih ediyoruz bir nevi kadınsılığı öldürüyoruz.Her rol birbirine karışıyor gittikçe, erkekler kadına benzemeye uğraşıyor, kadınlarsa erkeklere

O dönemlerin ilişkileri de imrenme kaynağıdır. Adam ve kadın mesafeledir hep. 'Siz' li dil kullanmanın inceliği mevcuttur aralarında. Sevda denen olay vardır mesela şimdilerin herkeste arayıp da bulamadığı. Bir kere sever insan hayatında. O sevda gizli saklı da olsa, bakışlarla, özenle nakşedilmiş güzel sözcüklerle aktarılırdı maşuğa..'Giz' in verdiği bir sarhoşluk hali hakimdi..Şimdiyse alenen yaşanıyor herşey göz önünde, ne erkek bir kadınla konuşmanın adabı içersinde ne de bir kadın erkekle arasındaki mesafeyi korumayı bilecek kadar özenli.

bilemiyorum her şey sanki daha da kötüye gidiyor gibi..kimsenin kimseye faydası yok. eskiden iç içe huzurlu mutlu yaşayan ailelerin yerini şimdi bağımsız takılan, hayatını kafasına estiği gibi sürdüren birey toplulukları alıyor. ne bir sofra adabı kalmış ne de oturup bir iki çift laf eden kardeşler.

bunları okuyup da modern hayatın o girdabına kapılmış ve bundan haz duyan biriysen mutlaka eleştirecek birşeyler bulabilirsin bu yazıda. Belki de oldukça 'geleneksel' bulcaksınız beni ki zaten garip bir şekilde öyleyim. Şimdiki zamanların suyu çıkmış hayatıyla, ne idüğü belirsiz bir mutsuzluğun dibine vurduğun halde suratında sahte gülümsemenle kendini kandırabiliyorsan devam et. Ne mutlu sana!

♪dinlemelik♪

12 Mart 2011

günün boğazda takılıp kalan lokması

Eskiden (çooook eskiden) akşamları yolda yürürken kafamı kaldırıp yıldızın birine baktığımda, senin de aynı anda ona bakıyor olma ihtimalini düşünüp mutlu olurdum...Meğer aklım beş karış 'hava'daymış..ayağım taşa takılıp yüzüstü düştüğümde farkettim

hayal kurduğumla kalmışım



Perhaps upon that lonely street
There's someone such as I
Who came to bury broken dreams
And watch an old love die

10 Mart 2011

here comes the sun şalalala. Wheree?




**oof bu ne soğuk yaa..bahar geldi yaşasın ince kıyafetler renkli giysiler derken kar yine vurdu...evde cam kenarı keyfiyle güzelleşiyor olay ama iş dışarı çıkıp bahar ayazını yiyip de yüzünü hala hissedebilmekte...bugün sıkıntıdan siyah kaşkoluma düşen kar taneciklerini inceledim..normalde resmini falan görmüşlüğüm var fakat ilk defa yakından gördüm ve çok etkilendim be blog. nasıl güzel bir simetridir o nasıl güzel bir kompozisyon... (o çok umursamadığımız KÜÇÜCÜK kar tanesi)

**şikayet ediyorum ama karın o ayak basılmamış görüntüsüne hayranım ben..gecenin köründe cazibesine dayanamayıp kardaşcağızımla aşağı indik son karın tadını çıkarmaya..alttaki resim popo üstü şapppp diye oturmadan önceydi..senmisin artistlik yapan gece gece...hayır ben düşmüşüm zaten doğrulmaya çalışıyorum..kardeşim olacak insan evladı da kafama kar topu atmakla meşgul..boşuna dememişler düşenin dostu yok diye bir de üstüne kafaya kartopu yiyorsun!!



*** o kadar öğrenmeleri gereken kelime varken osurmayı ve geğirmeyi merak eden sevgili öğrencilerim, açın sözlüğe bakın olmadı bir kaç amerikan dizisi izleyin yahu!


***norah jones iyi gider şimdi şu vakit..i've got to see you again


**tüm marifet hayattaki tüm iğrençliklere, uyuz insan evlatlarına, ters giden durumlara rağmen hiçbir şey olmamışçasına yaşamayı sevip mutlu olabilmek zannediyorum...ümit işkenceyi uzatır diyenlere rağmen, inadına!!



4 Mart 2011

günün kırıntısı

sabahın köründe dilimde bu şarkıyla uyanmak ürküttü beni, canımı yaktı, üzdü

dil dursa, düş durmuyor ki




The Fall
I’ll get of this boat in a minute
‘cause I know you’ll be safer without me in it

then you called
I love you so
don’t ever let me go
I will fall to the ground

at the time
that we meet
we were whole
then we peeled off
piece by piece of our souls
we were wrong to stay this long
let me go
let me fall to the ground

I’m waiting for you to disarm me
I’ll go off if you don’t remove this weight off of me


ve akabinde

3 Mart 2011

Yasak yayın_ denemebiriki

**Dns ayarlarını değiştirip yasak yayına geçmiş vaziyettim(çok heycanlı :P)...daha önceden engellenen sitelerle çok işim olmadığı için kurcalamıyordum bile ama blog için herşeye değer o yee

** ya arkadaş bir türlü öğrenci zihniyetimden kurtulamıyorum ya.. nasıl iğrenç birşeydir öğrencimsi öğretmen olmak..valla stajyerlik başa bela nerde duracağını bilemiyor insan..bir yanım öğrencilerin yaptığı iğrenç ama bir o kadar yerinde espirilere katılarak gülmeyi istiyor bir yanım da azcık ciddi dur bu ne lee biraz otorite sağla yoksa ipin ucu kaçar öğrenciler seni sallamaz diyor..nasıl sağlayacağım ben bu dengeyi tecrübeyle mi olacak bilemiyorum

**okul bazen bitsin bazen bitmesin istiyorum ne bilim okuldan özleyeceğim 'arkadaş'lar, 'hoca'lar olamaz mı, olabilir

**iki gündür mide fesadı geçiriyorum desem abartı olmaz..dün günümün yaklaşık 3/4 ünü koltuk, yatak v.b de sürünerek zaman zaman uyuyarak geçirdim..sağlık gibisi yok bir karın ağrısı bile hayatı mahvetmeye yetiyor

**tramvay beklerken enstrüman çalan gençleri dinlemek gerçekten yorgunluğa bire bir..bugün bir tanesi akordiyon çalıyordu gözlerimi kapayıp tınılara kaptırmasam yabancı ülkede bir yerlerde dolanıyorum sanırdım kendimi..uçar uçar giderim uzaklara zaman zaman değil her daaaimm


** sözün bittiği belki de hiç başlayamadığı yerde bakışlarla idare etmek gibisi yok..yanıltıcılık payı yüksek mi ,olabilir :))

** beni tanımayan insanlar kibirli ve soğuk göründüğümü iddia ediyorlar..ben ki uygun bulduğu ortamlarda açılan, uygun bulduğu insanlarla muhattap olan biri olarak bu sıfatlar yerine 'ihtiyatlı' ve 'mesafeli' sıfatlarının kullanılmasını tercih ederdim..ben öyle herkesle arkadaş dost olabilen her girdiği ortamda bütüüün dikkati kendi üstüne toplamak için her şeyi yapan ortam insanları gibi olamam, zorlasam çıkmaz..mizacım böyle, tanımaya çalış en azından..

**kafam karışık, kalbim bulanık, midem de hala ağrıyor zaten

ben gidiyorum

1 Mart 2011

günün kırıntısı

insan sinirli ve stresli geçmiş bir günün sonunda, topuklu ayakkabılardan şişmiş ayaklarla eve döndüğünde yorgunluk kahvesi olabilecek bir insan arıyor..bir ses bir nefes siler atardı herşeyi

uzaktan da olsa duyardım hem

:((

hellö

hoş geldin bahar..umarım bu sefer bir işe yararsın.stop

Candan Erçetin Bahar

bahar geldiğinde mi ben böyle olurum, yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?

ayrıca bunun seninle ne ilgisi var tabiki ben böyle olduğum için bahaaaaaar

24 Şubat 2011

günün kırıntısı

*** insan oldum ben artık piştim diyerek çabalamaktan vazgeçmek çok ama çok acı bir şey sevgili blog..bu durum, stajımızın ilk günü olan bugün bir kez daha gözlerimizin önüne serildi..stajyer öğrenciler olarak tecrübeli hocalardan birşeyler kapmak için çabalarken, onların ortaya koymuş olduğu tavırları bir türlü kabullenemiyorum..öğretmenler odasında hocamızı ararken bir allahın kullunun dönüp bunlar ne yapıyor,yeniler biraz yardımcı olalım, bak ne güzel yeni jenarasyon, yeni kanlar geliyor mesleğe gözüyle bakmaktan ziyade 'bunlar kim ya, dış kapının mandalı' gözüyle bakmalarına sinir oldum açıkçası..tabi herkes için genellememek lazım durumu ama genel profil ilk günden itti beni..sanki ceplerindeki paraları istiyoruz yardımcı olmak bu kadar mı zor..gerçi kendi hocamla tanışamadım daha umarım kendisi iyi bir öğretmen modelidir.

ahh meslek etiğini içselleştirmiş olan değerli hocalarımız..'özellikle sizlere' emanet etsinler bizi ötesine değil.rica ediyorum

17 Şubat 2011

günün kırıntısı

bir hayat düşünün..heyecandan epeyce arınık, olabildiğince tekdüze ve taş kesebilecek kadar yoğun..

işte böyle bu sene dostlarım..saman gibi, posa gibi tatsız tutsuz..


ya da arada bana öyle geliyor, bilemiyorum..hayata dair bütün başlangıç ve bitişler aynı derecede sıkıcı zannediyorum..insan hep orada biryerde takılıp kalıyor, ilerliyorum zannetse bile gözlerini açtığında olduğu yerde saydığını farkediyor işte

ne gerek varsa böyle beylik laflara..sözün özü sıkıldıııım şu sıra herşeyden

pek ergenvari oldu bu çığlıklar..ama duyguların yaşı yok be azizim..17 sinde neyse 21nde aynı değilmi sanki

30 Ocak 2011

Ruhumda Neşe

İncesaz'la başlayan güneşli bir pazar günü İstanbul'da olmak paha biçilmez

herşeye rağmen :))


-

27 Ocak 2011

istanblue



Bir kaç gün sonra sana geliyorum İstanbul..sen farkında bile olmazsın geldiğimin..şikayetlerimi de duymazsın tıkarsın kulaklarını hemen, hoş verebildiğin en acı tepki sessiz ve tepkisiz kalman değilmi zaten..öyle bir sessizlik ki çığlık çığlığa..sokaktan geçen insanların yüzlerine, bakışlarına gizlenmiş bir sessizlik..seni onlara şikayet etmek istesem inanmazlar sanki..ya da umursamazlar sağırlar onlar bana..belkide bende anlatmak istemem cayarım bir süre sonra yüreğimde fısıldadığım veryansınlarımdan

Zaten kışın pek bir çekilmez oluyorsun biliyormusun...asık suratlı, kirli sakallı, asabi, hayatla bağını koparmış adamlara benzetiyorum seni böyle zamanlarda..hele ki gökyüzünün kurşunisi gözlerini buhran karasına boyamıyor mu, daha çok korkuyorum varlığından...korkunun sebebi bana verebileceğin bir zarardan değil de kendi kendini tüketmenden kaynaklanıyor çoğu zaman..halbuki yazlar ne güzel seninle, ne kadar güven verici ve sarmalayıcı

Yine de seni anlattığımdan ötürü yüz bulma hemen..uzaklarda olunca sana duyulan hasret,sevgi sınırlarına ayak bastığım anda şiddetle bir şikayete, öfkeye dönüşecek nasılsa biliyorum, biliyorsun..

ama sen yine de sözlerime kulak as..soğuk tavırlarını, çamurlu yollarını sunma bana..gözümüzü kamaştıran güneşli bir havada , boğazda martılara simit atılacak vakitlerde çağır beni..Hey İstanbul duyuyormusun??

21 Ocak 2011

günün kırıntısı

aydan aya esiyor bir rüzgar..savuruyor beni yine yürümekten aşındırdığım yollara.. çocuk elinden kaçmış uçan balon misali

mühim değil

19 Ocak 2011

gönlüm hep seni arıyor neredesin venüs?

sınavların verdiği sıkıntının patlamasını bugün yaşıyorum..böyle bildiğin düpedüz canım sıkıldı ve işi bıraktım arkadaş..çalışasım yok hiç ..koşullanma kuramlarında olduğu gibi pekiştirilmeyen davranışım birden patlama yaşadı ve şimdi yavaş yavaş sönmeye yüz tuttu..sınavdan sınava ayda yılda bir derslere uğrayan biri değilim ama iki saat üst üste çalışmaya bile mecalim olmuyor..galiba artık sonlara yaklaştığım için bu ne hacı ders dediğin neki tek hece bir şey moduna girdim..bu moda son iki sınav kala girmem de ayrıca tartışılması gereken bir mevzudur kanımca.16 senelik öğrenci olmak zor tabi

neyse ya hallederiz bir şekil


o değil de bu gezegenlerin hareketlerini bugün jüpiter sağ gösterip sol vuruyor mars bugün çok sert açıyla bakıyor vs şeklinde anlatan sevgili astrologlara sesleniyorum..ülen hani burcuma venüs çok güzel açılarla bakıyordu..nerde bu jüpiter nerde bu venüs..tık yok be..hayır zaten böyle şeylere bel bağlayan biri değilim ama arada bi moralimiz düzelsin efenim ne bilim maksat eğlenelim diye okuyorum falan da boş yani... bir şarkı vardı ya ah şu papatya falları çaresizliğim ona mı kaldı ah şu papatya falları başka baharı kaldı..onun gibi bir şey aman ne bilim :D

delirtmeyin insanı üleyyn ..