'bir kedim bile yok, anlıyor musun' modun girmedim hiç..tamam o sözcüklerin vermeye çalıştığı anlamda ortada bir durum mevcut fakat benim kedim olmasa bile balığım var son tahlilde (o kadar da terkedilmiş değiliz hani).
sıkıldığımda, bunaldığımda soluğu hep onların yanında alırım.. tiplerindeki ciddi ifadeden de anlaşılacağı gibi dertlerime ortak olurlar( daha çok dizi fragmanlarındaki kahramanlar gibi bir duruş sergilemişler ama neyse), dinlerler dinlerler arada ayıp olmasın diye tepki olarak baloncuk çıkarırlar, koridordan geçtiğimi gördüklerinde geçtiğim yere doğru yanaşıp ağız şapırdatırlar (sevinme efekti bu açlık değil, dil bilimci olan benim geçin kenara bakim). iki tane daha vardı bir tanesi siyah teleskop balığıydı..bahtı kara derdim ona, böyle hep bir izole edilmişlik hep kendi kabuğuna çekilmişlik hakimdi kendisinde..melankoli havuzunda yüzerdi, diğer balıklardan uzak yaşar dururdu içideki filozofu ürkütmemek için..sonunda hastalandı mı ne oldu bilmiyorum yemekten kesildi hayvancağız gün geçtikçe küçüldü minik vücudu sonra Hakkın rahmetine kavuştu :(( diğer japon balığımın akibeti belli değil, bir gün geldik baktık ki ölmüştü..iki tane de çöpçü var diplerde dolanan, bunlar etliye sütlüye karışmayan memur tipli balıklar, belli bir saate kadar işini görür sonra da en kuytu köşeye çekilip günün yorgunluğunu atarlar adeta.
balık deyip geçme bilog..insan, o minik canı olan varlıkla bile iletişim kurabiliyor, enteresandır..sanki insanın halinden anlar gibi odaya girdiğimde cama yakınlaşıyorlar ben de oturup onları seyrediyorum...karşılıklı selamlaşıp günün kritiğini yapıyoruz birlikte..her ne kadar onların yemek, s.çmaktan başka hayat kaygıları olmasa da idare ediyoruz işte
ne bilim
2 yorum:
bende mimin var:))
:)aldım
Yorum Gönder