12 Nisan 2008

Bana bir daha söz verme!


Dün hayatımın en ilginç günlerinden biriydi. Hani aynı gün içersinde bir ruh halinden diğerine, bir yerden bir yere, bir muhabbetten bir muhabbete dalmak gibi bir şey. Sabah, çok saf ve temiz bir öğrenci güdüsüyle derse gittim. Buraya kadar her şey normal gözükebilir.Hatta yazının geri kalanı da çok anormal durmayabilir sizin için.Benim gibi tek şerit bir yaşam tarzı olan bir bünye için yeter de artar bile.

Neysem efenim.12 de biten otonomus dersimizden sonra saat 6 gibi mübarek bir saat dilimine konulmuş olan fevkaladenin fevki bir dersimizin sınavını beklemeye koyulalım dedik. İyi hoş güzel de o aradaki 6 saat nasıl geçirecektik?Acil bir komisyon topladık ve kutsal kararlar aldık. En iyisi sinemaya gitmekti.En azından 6 saatlik dilimin 2 saati burada giderdi.Evet,evet güzel fikirdi.

Üniversitemizin güzide sinema salonuna sahip Sinema Anadolu’nun önünde bulduk kendimizi. Öyle her zamanki film seçme klişeleri de yaşanmadı bu sefer. Sadece bir film vardı ve ona gidilecekti mecburen. Hem zaten ümit vaat edici gibi göründü gözümüze. Romantik bir film olurdu ağlardık, ağlardık ve sonraki üç gün de muhabbetini yapardık. Filmin adı ‘Bana Söz Ver’ di. Biletti, ön koltuktu onun bir yanıydı şunun bir önüydü gibi teknik sorunları aştıktan sonra bir heves beklemeye başladık salonun önünde. Filmin başlamasına yaklaşık 15 dakika kadar bir zaman vardı.O arada gelecek programlardaki film afişleri ilişiyordu gözümüze,çok beğendiklerimizin önünde mutlu pozlar veriyorduk anı dondurmak ya da zamanı geçirmek adına,bilmiyorum.

Afiş önünde çekilecek poz kalmadığından ve filmin başlama saati geldiğinden yavaş yavaş yerlerimizi aldık. Mutlu bir müzikle başladı film, gerisi muamma. Ağlamaya, temiz bir aşk öyküsü izlemeye şartlandırdığımız bünyemiz dumura uğramış gibiydi. Bir kere filmin sadece bir karesi romantikti. Gerisini komediyle, hayvanımsı güdülerle doldurulmuştu.Kendimizi şartlandırmamış olsaydık belki daha normal gelebilirdi izlediklerimiz.Ama alışmış, her şeyden beterdi. Zaman bol olduğu için ve yapacak bir şey olmadığı için,gönlümüz filmi ortasında bırakıp kaçmaya elvermedi.Hiç olması uyuruz yaf ortam karanlık diyerekten filmi izledik sonuna kadar, beynimiz uyuşana kadar…

Film bittiğinde saat iki buçuğu geçiyordu. Hayal kırıklarıyla dolup taşmış olan biz, film hakkında atıp tutmakla geçirdik geriye kalan zamanın bir bölümünü. Fakülteye döndük belki ortam açar falan diye.Ama hava sıcak olunca hiçbir kapalı ortamın açmadığının farkına vardık.Hadinn dondurma yiyelim bare dedik.Üç dondurmayı alıp kendimizi Anadolu’nun püfür püfür esen,bahar kokan yaylalarına bıraktık(bkz:fakültemizin arka tarafı olmakta).Dondurmaları bir şekilde bitirdik ama bizim derin muhabbetlerin,felsefi söylemlerin sonu gelir mi heç! Tabiki, hayır.O konu senin ,bu konu benim her telden söyleyecek bir şeyler bulduk. Aşkları, aşksızlığı tartıştık.Hayatın anlamsızlığından anlam çıkarmaya çalıştık bir nevi, İmkansızı başardık.Ve saat şimdi 5 e geliyordu.

Sonlara yaklaşıldığında hiç geçmeyen zaman dilimi her zamanki gibi şaşmayacaktı rotasından. İnsanoğlu sabırsız, zamansa bir o kadar inatla yavaş akmakta. Beş saati bir şekilde doldurmayı başarmış bizler (bkz:El-one,Burcu,Figen-özel istek:)son bir saate direnmekte neden bu kadar aciz kalıyorduk?Bu sorunun cevabını bilemediğim ve ifade edemediğim için boş bırakmaya yelteniyordum.Nasıl olsa alışmıştım üç yanlışın bir doğruyu götürüp başıma ne gibi işler açabileceğini.Sistem bana hep çekimser olup boş bırakmayı öğretmişti ya bildiğimizden şaşmamak makbuldü.Aman her neyseydi işte.

Ne yapsak, ne yapsak soruları eşliğinde kendimizi migros önünde bulduk.Bir sahne kurmuştu ordaki insanlık.Ellerde gitarlar bir şeyler söylüyorlar,teşekkür ediyorlar ve etrafta yavaş yavaş biriken öğrencileri belli ki gaza getirmeye çalışıyorlardı.Günün yorgunluğu üzerimize çökmüş olduğu için seriverdik kendimizi yere.Etrafa attığımız şuurdan yoksun bakışlar,fonda ne idüğü belirsiz bir şarkı, etrafta müziği duyarak gelmiş enteresan öğrenci gruplarıyla oluşturduğumuz o tablo gerçekten çok ilginçti.Bu ilginçliği şöyle bir yarım saat sürdürdükten sonra, ne çalan o müzikle ne de etrafta birikmiş kalabalıkla bir alakamızın olmadığının farkına vararak fakülteye döndük.Zaten sınav zamanı da yaklaşmıştı.Son yarım saatte ne yaptıysak yapmışızdır.Ben de hatırlayamıyorum zaten.Sonrası malum, sınav ve akabinde eve dönüş tüm tekdüzeliğiyle…

1 yorum:

mimi wonka dedi ki...

blog güzel olmuş böyle çok iyi valla