28 Aralık 2008

__Bir tutam kış ve Sen__

Yorucu yoğun bir kış günün ardından nihayet evine atabilmişti kendini. Kapısının önüne vardığında orda olmanın verdiği rehavetle hafifçe esnedi. Kırmızı eldivenin kapladığı eliyle cebine koyduğu anahtarı aramaya koyuldu. Kısa süreli bir uğraştan sonra anahtarı kapıya yerleştirdi ve kendini sessizliğin vuku bulduğu evinde buldu. Sabah çıkarken yaktığı şöminenin ateşi küllenmiş, geride kalan birkaç kor parçası odayı aydınlatıyordu. Çantasını yatağının yanındaki şifonyerin üstüne yerleştirdi ve sönmek üzere olan şömineye doğru yaklaştı.Bir kaç odun parçası attı ve biraz da ateş üstüne..Odunlar alevlenirken o mutfağa doğru ilerledi.Eli buzdolabına doğru uzandı, fakat ani bir kararla yemek yemekten vazgeçti. Bugün nedense pek iştahı yoktu. Yemek yeme isteği körelmişti sanki. Başka bir şeyler düşünmeliyim dedi. Mutfağın küçük kare penceresine yaklaştı. Boylu boyunca uzanan bahçedeki beyaz örtüyü seyre daldı. Ne güzel şu çam ağaçlarının dallarında uçuşan kar taneciklerinin rüzgara karışmasını takip etmek diye geçirdi içinden. Doğa ne kadar güzel.Ne kadar zarif ve azametli..Ve bu kadar güzelliğin karşısında ruhu karışık, yorgun ve isteksiz bir ben diye hüzünlendi. Galiba sıcak bir şeylere ihtiyacı vardı. Sıcak bir şeyle kafasını dağıtmaya ve sakinleşmeye de. Dolaptan geçen gün aldığı sahlebini çıkardı. Sütü kaynasın diye cezveye döktükten sonra odasına gitti. Çantasından bugüne özel aldığı kokulu mumları tütsülerin bulunduğu poşedi de alarak mutfağa döndü. Bu gece sadece şömine ve mum ateşiyle aydınlansın dünyam dedi. Biraz değişiklik, biraz aydınlık..Mumları mutfağın bahçeye bakan camın önüne yerleştirdi özenle.Sonra teker teker yakmaya başladı hepsini. Dışarda alaca renkli bir kar havası mumla aydınlanmış bir oda ve ocaktan yayılan sahlep kokusu.Bir şeyler eksik galiba dedi.Neydi neydi..nasıl unuturdu..Hafif bir müzik lazımdı tabiî ki..Fısıldar tarzda bir melodi..Şömine çıtırtısını bastırmayacak, ruhunun ikilemlerinden onu uzaklaştıracak bir şeyler..doğum gününde kendine armağan ettiği fransızca aşk şarkıları albümünü yerleştirdi plağa..ve işte başlamıştı…je dois juste m'asseoir…je ne dois pas parler.. je ne dois rien vouloir…je dois juste essayer de lui appartenir… JE L'AIME À MOURIR..

Bugün eşlik edesi yoktu şarkıya. Sadece gözlerini kapadı ve avuçlarında sıkıp için ısıttığı sahlebi yudumladı yavaşça…Gözleri gökyüzünün duru tanelerini süzmeydi hala..Biraz tarçın biraz tütsü kokusu…Biraz hüzün..biraz aşk dolu bir kalp..İşten dönmüş yorgun bir beden ve … JE L'AIME À MOURIR..Acı acı iç geçirdi.Kendisini rahatlatmak, düşüncelerden arındırmak için yapmıştı bu kadar şeyi..Fakat kendiyle daha baş başa bırakmaktan öteye gidememişti bütün bunlar. Aslında anlamsızdı bu kendinden kaçma isteği de. Onu silip atamamışken kendinden kaçma isteği neye yarayacaktı ki.Koca bir hiç..Tanıştıkları günü düşündü..Yüzüne yerleşmiş mahcubiyet duygusunu hayal etti..ve onun gözleri..Gördüğü ilk andan itibaren aklına ilmik ilmik işlenen o gözleri..Işıl ışıl hayat dolu..Biraz haylaz, biraz delice..ama gerçekçi bakan sevgi dolu..Bugün kadar yalnız geçmeyen o heyecan dolu günler.. o zamanlar..neden bu kadar uzak artık..neydi buna sebep…özlemiyorum diye etrafa attığı yalanlarla kendini kandıramıyordu.Hoş etrafındakiler bu durumu önemsemiyordu muhtemelen. Özlemek, onun yokluğunu hissetmek kendinden başka kimi bu kadar yaralayabilirdi ki..Hiç kimseyi..neler yapıyordu acaba şimdi.belki o da terk edilmiş bir ruhun limanında yudumluyordur gururdan içkisini ve sarhoş olmayı bekliyordur usulca kim bilir..Belki de bütün bu olanlarda tek sorumlu, tek suçlu beni görüyordur acımasızca..Ben değilsem kimdi bütün bunlara sebep ? O mu, hayır.Onu suçlayacak kadar nefret edemem ondan dedi.Asıl sebep hayatın kendisi olmalıydı.evet evet hayattı tek suçlu.O oynamasaydı bu oyunu nerden görecekti onu, nasıl farkında olacaktı varlığının.Gerçi olanlar olmuşken suçluyu bulmak gereksiz bir durumdu..tek hissettiği özlem duygusundan öte bir şey değildi..gözleri geliyordu aklına ve ona en çok acı veren de buydu..

Sevdiği halde reddinin varlığı düştü sonra yüreğine..Neden demedin neden diyemedin, haykıramadın ki tüm gerçekliğini ona çığlık çığlığa..neydi ona bu kadar yaklaşmışken alıkoyan seni duygularının ilanından diye söylendi..sahlep de kalmamıştı artık..içi buz kesmişti yine..galiba kırılıyordu içinde birşeyler ..bu sefer tutamadı kendini. dağıldı teker teker..Gözlerinin kenarlarından süzülen yağmur damlalarına engel olamadı.Ağladı hıçkıra hıçkıra. Elleri uzanmıyordu silmeye bu yaşları..Kimi süzülüyordu camdaki kar tanesi misali, kimi ise odanın duvarında delice gölgeler yaratan mumları söndürüyordu...Havanın alacakaranlık halleri yerini gece ağırlığına bırakıyordu.. fransızca plak susalı çok olmuştu.. El ayak hepten çekilmişti sokaklardan..evlerin bacalarından hafif hafif sızıyordu duman..şömine hala çatır çatır yanıyordu hatıralar misali..ve o hala ağlarken telefondan gelen tınılar bozdu bütün sessizliği…Kimdi bu saatte acaba..bu haldeyken konuşmaya nasıl cesaret ederdi.sesinin titrediğini hüngür hüngür ağladığını kim bilmek isterdi..Açmayacaktı..kendi kendine çalsın dedi..susar nasılsa çaresizliğe gömülü ben gibi..fakat tınılar ısrarla sürdürüyordu odada yankılanmayı…titreyen elleri isteksice uzandı çalan telofona..ahizeyi kaldırdı ve konuşmadan sadece dinledi.. tanıdık bir ses usulca mırıldanıyordu :

JE T'AIME À MOURIR

Bu tanıdık ses..oydu.evet kayıp sevdasının sesiydi bu...ben de diyebildi sadece
Ben de..

yaşlar hala süzülüyordu yanağından

ve uyandığında şömine çoktan sönmüştü..


dip not : Bu da türkçe mealler bilmeyenler için

je t'aime a mourir : seni ölesiye seviyorum

je l'aime a mourir : onu ölesiye seviyorum

3 yorum:

bi dost dedi ki...

ben de tam, neden l t oldu diyordum:)

babegazelle dedi ki...

aah ahhh yazmayın böle romantik şeler pink yaaa ben halı altına süpürmeye çalışıorum okuorum okuorum sonra dert sahibi oluorum off:( :)

Adsız dedi ki...

@ bir dost : açıklığa kavuşturduk olayı :D


@ babegazelle : halı altına süpürmek çözüm olmuyor be gazellecım...herkes dertli :( :)